Orta Doğu’da sular durulmazken, İran ve ABD arasındaki gerilim her geçen dakika tırmanıyor. Tahran yönetiminden beklenen doğrudan askeri hamlenin gecikmesi, "İran’ın gücü mü yetmiyor?" sorusunu gündeme getirdi. İranlı yetkililerden gelen son açıklamalar, stratejinin arkasındaki coğrafi ve teknik nedenleri ortaya koydu.
Coğrafi kısıtlamalar ve üsler stratejisi
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzadeh, konuya ilişkin yaptığı açıklamada dikkat çekici bir itirafta bulundu. Hatibzadeh, İran’ın ABD ana karasına doğrudan ulaşma kabiliyetinin sınırlı olduğunu ifade ederek, stratejilerini bölgedeki Amerikan varlığı üzerine kurduklarını belirtti. Bu kapsamda Washington’un yetki alanındaki bölgesel askeri üsler, Tahran’ın birincil hedefi haline gelmiş durumda.
Hipersonik füzeler devrede
Doğrudan bir kıtalararası saldırı yerine "bölgesel çevreleme" taktiği izleyen İran; Irak, Suriye ve Körfez hattındaki Amerikan tesislerini hipersonik ve balistik füzelerle hedef alıyor. Bu saldırılara karşı ABD ise bölgedeki Patriot ve THAAD hava savunma sistemlerini takviye ederek "çelikten bir kale" oluşturmaya çalışıyor. Karşılıklı bu hamleler, çatışmanın sadece iki ülke arasında kalmayıp geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor.
Ekonomik yankılar ve güvenli liman arayışı
Askeri gerilim, sadece cephe hattını değil küresel piyasaları da sarsıyor. Enerji koridorlarındaki belirsizlik petrol fiyatlarında sert dalgalanmalara neden olurken; yatırımcıların "güvenli liman" olarak gördüğü altın ve döviz piyasalarında hareketlilik zirveye ulaştı. Uzmanlar, savaşın lokal bir çatışmadan çıkıp uzun soluklu bir yıpratma sürecine evrildiğine dikkat çekiyor.
Uluslararası arenada itidal çağrıları
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği kanadından gelen "şiddeti durdurun" çağrıları, sahadaki askeri gerçeklerin gölgesinde kalıyor. Diplomatik çözüm yolları aransa da hedef yelpazesinin genişlemesi ve karşılıklı restleşmeler, barış umutlarını zorlaştıran en büyük engel olarak duruyor.




