Türk sinemasına sadece senaryolarıyla değil, aynı zamanda entelektüel duruşu ve yaşadığı büyük ruhsal dönüşümle damga vuran Ayşe Şasa, modern Türkiye'nin düşünce atlasında en sarsıcı iz bırakan figürlerden biri olarak kabul ediliyor. 1941 yılında İstanbul'un çok kültürlü atmosferinde dünyaya gelen Şasa, Amerikan Kız Koleji’nde aldığı Batılı eğitimin ardından Yeşilçam’ın en üretken kalemlerinden biri haline gelmiş, ancak hayatı boyunca peşini bırakmayan o derin "anlam arayışı" onu sinemanın ışıltılı dünyasından tasavvufun dingin derinliklerine kadar çok katmanlı bir yolculuğuna sürüklemiştir. Onun yaşam öyküsü, bir senaristin biyografisinden ziyade, varoluşsal sancılarla boğuşan bir zihnin hakikati bulma mücadelesi olarak okunmaktadır.
Ayşe Şasa'nın evlilikleri ve özel hayatının bilinmeyenleri
Ayşe Şasa'nın özel hayatı, onun sanatsal ve düşünsel evrimiyle her zaman iç içe geçmiş bir yapı sergilemiştir. Hayatı boyunca üç kez evlilik yapan Şasa'nın ilk evliliği hakkında kamuoyunda oldukça kısıtlı bilgiler yer alırken, asıl yankı uyandıran birliktelikleri sanat dünyasının tanınmış isimleriyle olmuştur. İkinci evliliğini Türk sinemasının duayen yönetmenlerinden Atıf Yılmaz ile gerçekleştiren Şasa, bu evlilik süresince hem özel hem de mesleki anlamda Yeşilçam'ın merkezinde yer almıştır. Üçüncü ve son evliliğini ise usta senarist Bülent Oran ile yapmış; özellikle şizofreni teşhisi sonrası yaşadığı zorlu hastalık ve inziva sürecinde Oran, onun en büyük destekçisi ve yol arkadaşı olmuştur. Hiç çocuğu olmayan Şasa'nın özel yaşamı, kalabalıklar içindeki derin yalnızlığını ve bu yalnızlıktan doğan o muazzam düşünsel üretimi yansıtan bir ayna niteliğindedir.
Şizofreniden tasavvufa: Büyük fikir dönüşümü ve ruhsal inşa
1980’li yıllarda yakalandığı şizofreni hastalığı, Ayşe Şasa için bir son değil, aslında yepyeni bir başlangıcın, yani bir "yeniden doğuşun" kapısını aralamıştır. Yaklaşık on yıl süren ve dış dünyadan tamamen koptuğu bu karanlık inziva dönemi, onun Marksist ve Batılı düşünce kalıplarından sıyrılarak İslam metafiziği ve tasavvuf ile tanışmasına vesile olmuştur. İbn Arabi’nin eserlerini keşfetmesi ve dünyaca ünlü yönetmen Andrei Tarkovsky'nin mühürlenmiş zaman kavramı üzerine yaptığı derin okumalar, Şasa’nın sanat anlayışını "hakikat arayışına" dönüştürmüştür. Bir zamanlar toplumsal gerçekçilik üzerinden kurduğu kalemini, ömrünün son demlerinde insanın manevi dünyasına ve ilahi aşka yönelten Şasa, Türk entelektüel hayatına "kendini bulmanın" en somut ve cesur örneğini sunarak 16 Haziran 2014'te aramızdan ayrılmıştır.