06 Kasım 2026, Cuma

HİÇBİR HUSUMET YOK, SADECE ÖLÜM VAR!

Bir insan, hiç tanımadığı birinin hayatına neden son verir? Aralarında bir geçmiş yoktur. Bir hesaplaşma, bir düşmanlık, yıllara yayılan bir husumet de. Belki aynı sokakta daha önce hiç karşılaşmamışlardır. Ama birinin elindeki silah, diğerinin bütün geleceğini birkaç saniyede elinden alır.

Bizi asıl ürkütmesi gereken, şiddetin kendisi kadar hedefin rastgeleliği. Sokakta yürürken, trafikte ilerlerken, bir kafede otururken, işine yetişmeye çalışırken hayatını kaybedenler var. Ortada tartışma yok, kişisel bir anlaşmazlık yok, karşılıklı bir gerilim bile yok. Yalnızca bir saldırı ve yarım kalmış bir hayat var.

Bu savunmasızlığın nedenini yalnızca bireysel öfke patlamalarında aramak yetmez. Şiddetin nasıl öğrenildiğine ve nasıl normalleştirildiğine de bakmak gerekir. Rastgele cinayetle aynı kökten beslenen başka biçimleri de görüyoruz: trafikte en küçük anlaşmazlıkta birbirine saldıranlar, sokak ortasında insanları darbedenler, akran zorbalığıyla çocukları sindirenler, kadına yönelik fiziksel şiddet. Bunların çoğunda taraflar birbirini tanıyor olabilir. Ama ortak payda aynı: Karşıdakinin sınırını, bedenini ve yaşam hakkını yok saymak.

Öfke duymak insanidir. Kızmak, tartışmak hayatın parçasıdır. Ancak öfkeyi şiddete dönüştürmek bir tercihtir ve bu tercihin hukuki ve toplumsal sonuçları vardır. Hiçbir duygu, bir insanın yaşam hakkını ortadan kaldırmanın gerekçesi olamaz.

Şiddeti çoğu zaman yalnızca olay olduktan sonra konuşuyoruz. Görüntüler yayılıyor, tepkiler yükseliyor, birkaç gün sonra başka bir gündem geliyor. Oysa geride kalan aileler için gündem değişmiyor. Bir evde eksilen sandalye, bir daha açılmayacak kapı, beklenen ama dönmeyen biri var.

Bu yüzden mücadeleyi cezalandırma aşamasına bırakamayız. Bireysel silahlanmanın etkin denetimi ve hukukun caydırıcılığı elbette şart. Ama kalıcı çözümün büyük kısmı çocuklukta başlıyor. Çocuklara yalnızca başarılı olmayı değil, kaybetmeyi, reddedilmeyi, öfkelenmeyi ve anlaşmazlıkla baş etmeyi de öğretmeliyiz. Güvenli bir okulda, öfkesini sözle ifade etmeyi öğrenerek büyüyen çocuk, yarın başkasının hayatına saygı duyan bir yetişkin olur. İnsan yetiştirmek, bilgi aktarmaktan fazlasıdır.

Sokaklar, insanların birbirinden korktuğu, en küçük tartışmanın ölüm tehdidine dönüştüğü yerler olmamalı. Evinden çıkan kimse, sağ salim dönüp dönemeyeceğini düşünmemeli. Güvenlik, kapıların kilitlenmesiyle değil; insanların birbirine zarar vermekten çekindiği, hukukun koruduğu ve yaşam hakkının tartışmasız kabul edildiği bir düzenle sağlanır.

Bir toplumun çürümesi, insanların birbirini öldürmesiyle başlamaz. Başkasının acısına alışmakla, şiddeti sıradan bir haber gibi tüketmekle ve birkaç gün sonra unutmakla derinleşir.

Bir insanın hayatı, bir başkasının öfkesinden daha değersiz değildir. Bunu hatırlamak için daha kaç sandalyenin boş kalması gerekiyor?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız