Adalet arayışı bazen insanı hiç ummadığı, sarp ve dikenli yollara sürükler. Kayseri'de yaşayan Ziya Biçer'in hikayesi tam da böyle başladı. Çocuğunun eğitimi için canını dişine takan Biçer, özel okula yaptığı ödemelerin yasal sınırların çok üzerinde olduğunu fark ettiğinde, hakkını aramak için o uzun hukuk maratonunun ilk fişeğini ateşledi. Kim, nerede, nasıl bir haksızlığa uğrarsa uğrasın adaletin eninde sonunda tecelli edeceğini kanıtlayan bu olay, Yargıtay'ın verdiği o sarsıcı kararla milyonlarca tüketici için yepyeni bir umut ışığına dönüştü.

Olayın fitili, Ziya Biçer'in fazla alınan ücretin iadesi için Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurmasıyla ateşlendi. Heyet, belgeleri inceledi ve babayı haklı bularak okulun fazla parayı iade etmesine karar verdi. Buraya kadar her şey normal. Zaten olması gereken de buydu. Ancak ilgili eğitim kurumu parayı geri ödememekte direnip kararı Tüketici Mahkemesi’ne taşıyınca işin rengi bir anda değişti.

Davayı inceleyen Tüketici Mahkemesi, akıllara durgunluk veren bir karara imza atarak tüketici aleyhine hüküm kurdu ve iade talebini reddetti. Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin'in o çarpıcı tabiriyle yerel mahkeme; "elma konusunda açılan davada armut konusunda karar vererek" konuyla uzaktan yakından alakası olmayan, fahiş bir hataya imza attı.

İşin en can sıkıcı ve vatandaşı çaresiz bırakan kısmı ise yasada gizliydi. Tüketici mahkemelerinin, hakem heyeti itirazları üzerine verdiği kararlar "kesin" hükmündeydi. Yani normal şartlarda o mahkeme salonunun kapısı kapandığında, okuldan parayı geri alma yolu da hukuken tamamen kilitlenmiş oluyordu.

Pes etmek Ziya Biçer'in kitabında yazmıyordu. Kararın açıkça hatalı ve mantıksız olduğunu bilen mağdur baba, o kilitli kapıyı zorlayarak dosyayı Yargıtay’a taşıdı.

Ve Ankara'dan beklenen o tarihi ses geldi. Yargıtay, yerel mahkemenin kararının açıkça, tartışılamaz biçimde hatalı olduğunu ve hakimin bu kararıyla tüketiciyi doğrudan zarara uğrattığını tespit etti. Ancak ortada büyük bir hukuki düğüm vardı: Okulun hukuki sorumluluğu, o yerel mahkemenin verdiği kesin kararla çoktan bitmişti. Okuldan para artık istenemezdi.

Peki faturayı kim ödeyecek?

Yargıtay o emsal niteliğindeki hükmünü kurdu: Hakimin verdiği yanlış karardan doğan tüm maddi zarar, doğrudan Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından tazmin edilecek! Devlet, kendi yargıcının yaptığı hatanın bedelini vatandaşına bizzat ödeyecek.

Bu tarihi karar, aslında adliye koridorlarında sessiz sedasız haksızlığa uğrayıp "Mahkeme kararıdır, yapacak bir şey yok" diyerek evine dönen binlerce insan için devasa bir uyanış çağrısı.

Süreci en başından beri yakından takip eden Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin, beklentilerini çok net bir dille ifade ediyor: "Hakimlerin kararlarında bir sorumsuzluk olmamalı. Bu karar, yanlış verilen kesin kararların telafisi adına mükemmel bir örnektir. Şimdi asıl beklentimiz, bu tür yargı mağduriyetlerinin hiç yaşanmaması için Meclis'in kalıcı bir yasal düzenleme yapmasıdır."

Hukuk savaşını kazanan Ziya Biçer'in sözleri ise davanın özetini tek cümlede veriyor:
"Bu mücadeleyi üç kuruş maddi kazanç için değil, adaletsizliğe uğradığımdan adım gibi emin olduğum için verdim. Elbette hakimler de insandır, hata yapabilir. Ancak o 'kesin' denilen kararların bir telafisi mutlaka olmalıydı. Uzun bir yoldan sonra gelen bu karar, içimde fırtınalar koparan o adalet duygusunu nihayet tatmin etti."

Yorumlar
Editör Hakkında