Mutfaklardaki yangın sönmüyor. Market poşetleri her geçen gün biraz daha küçülürken, ay sonunu getirmek milyonlarca asgari ücretli için artık bir matematik dehası olmayı gerektiriyor. Yeni yılın başında büyük umutlarla 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak belirlenen net asgari ücret, aradan henüz dört ay bile geçmeden adeta eridi bitti. Şimdi sokaktaki her on kişiden sekizinin dilinde aynı o hayati soru var: Temmuz ayında maaşlara ara zam yapılacak mı? SGK Başuzmanı İsa Karakaş'ın kamuoyuyla paylaştığı son analiz, sadece bir ekonomik beklentiyi değil, sokaktaki yaşam mücadelesinin en çıplak halini gözler önüne seriyor.
Asgari ücretin bir "başlangıç" maaşı olmaktan çıkıp Türkiye'nin ortalama ücreti haline geldiği acı bir gerçek. Karakaş’ın altını kalın çizgilerle çizdiği tablo gerçekten ürkütücü.
Düşünün ki, sadece gıda harcamalarını kapsayan Türk-İş'in mart ayı açlık sınırı 32 bin 793 liraya ulaşmış durumda. Nisan verileri açıklandığında bu rakamın 34 bin lirayı devirmesine kesin gözüyle bakılıyor. Yani yılın daha ilk çeyreğinde, asgari ücret ile asgari bir mutfak masrafı arasında bile 6 bin liralık devasa bir uçurum oluştu. Usta uzman haklı olarak soruyor: "2027 Şubat ayına kadar asgari ücretli bu parayla nasıl geçinecek demiyorum, geçinmesi zaten imkansız. Nasıl karnını doyuracak?"
Peki, hükümet kanadından sıklıkla duyduğumuz o "yılda tek zam" kararı değiştirilemez, dokunulamaz bir kanun mu? Asla değil.
Karakaş'a göre asgari ücret "taş üstüne kazınmış bir yazı" değil; tam aksine, hayat pahalılığına karşı işçiyi hayatta tutan bir yaşam destek ünitesi. Enflasyon canavarının kontrolden çıktığı 2000-2002 yılları arasında maaşların yılda üç, hatta dört kez güncellendiğini hatırlatan uzman isim, temmuzda komisyonun toplanması için hiçbir hukuki engel bulunmadığını belirtiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı düğmeye bastığı an o masanın kurulması an meselesi. Çünkü boğazdan geçen lokma her gün biraz daha küçülüyorsa, o masayı kurmak artık lüks değil, anayasal ve vicdani bir mecburiyet.
İşin en trajikomik yanı ise Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun o meşhur yapısı. Karakaş'ın tespiti, yıllardır oynanan bu tiyatronun perdesini aralıyor.
Masada oturan devlet, işçi ve işveren temsilcilerinin hiçbiri asgari ücretle çalışan veya asgari ücretli istihdam eden kişiler değil. İşçiyi temsil etme görevini üstlenen konfederasyonun masadaki karar alma mekanizmasına etkisinin sıfıra yakın olduğunu vurgulayan Karakaş, "Hükümet ve işveren el ele verince işçinin o 5 oyu havada kalıyor" diyerek sistemdeki o devasa adaletsizliğe işaret ediyor.
Şimdi gözler Ankara'da, ekonomi yönetiminin temmuz ayında atacağı o kritik adımda. Önümüzdeki yaz ayları, milyonlarca emekçinin evinde tencerenin kaynayıp kaynamayacağının en büyük imtihanı olacak. İşverene aylık maliyeti 40 bin 874 lira olan bu ücretin, çalışanın cebine 28 bin lira olarak girdiği ve açlık sınırının fersah fersah gerisinde kaldığı bu enflasyonist ortamda, ara zam talebini görmezden gelmek sosyal barışı derinden sarsabilir.