Yıldırım, ülke genelinde kamu emekçilerinin emeğinin karşılığını alamadığını vurgulayarak, “İnsanca yaşam koşulları için en temel hakkımız olan üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, iş bırakıyoruz. Emeğimizin karşılığı için ülkenin dört bir yanında görevdeyiz” dedi. Yıllardır “geçinemiyoruz” diye haykırdıklarını ifade eden Yıldırım, iktidarın bu çağrılara kulak tıkadığını ve kamu emekçilerinin yaşadığı yoksulluğu görmezden geldiğini söyledi.
“Enflasyonda Dünya Beşinciliğine Yükselen Bir Ülkede Yaşıyoruz”
Açıklamada, Türkiye’nin TÜİK verilerine göre dahi dünyada en yüksek enflasyona sahip ülkeler arasında beşinci sıraya yükseldiği belirtilirken, genel enflasyondan gıda, kira ve eğitime kadar her alanda Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri arasında açık ara ilk sırada yer alındığı vurgulandı. AB ülkelerinde bir yılda yaşanan enflasyonun Türkiye’de bir ayda yaşandığı ifade edildi.

Buna rağmen maaş artışlarının, Merkez Bankası’nın tutmayan enflasyon tahminleri ve TÜİK’in gerçeği yansıtmayan verileri üzerinden belirlendiğini dile getiren Yıldırım, 5 Ocak’ta açıklanan verilerle maaşlara yüzde 18,60 artış yapılacağının duyurulduğunu ancak bunun içinde enflasyon farkının da yer aldığını söyledi. Kamu emekçilerinin 2026 yılına, taban aylıklara yapılan bin TL’lik seyyanen artış dâhil ortalama yüzde 12,5’lik maaş zammıyla girdiğini belirten Yıldırım, buna karşın yılın başından itibaren toplu ulaşımdan sağlık katkı paylarına, muayene ücretlerinden köprü ve otoyol geçişlerine kadar pek çok kaleme maaş artışının en az iki katı oranında zam yapıldığını aktardı.
Kira artışlarının maaş zamlarının neredeyse üç katına ulaştığını vurgulayan Yıldırım, kiralara yüzde 35 zam yapıldığını söyledi. Aralık ayında 55 bin TL maaş alan bir memurun 25 bin TL kira ödediğini, maaşının 66 bin TL’ye çıktığını ancak kirasının 33 bin 720 TL’ye yükseldiğini ifade eden Yıldırım, verilen maaş artışının büyük bölümünün kiraya gittiğini, kalan kısmın ise adaletsiz vergi dilimleriyle eridiğini dile getirdi.

“Kaynak Var, Ancak Emekçilere Değil Sermayeye Aktarılıyor”
Yaşanan tablonun yalnızca iktidarın değil, yıllardır kamu emekçileri adına hareket ettiğini söyleyen ancak iktidar çizgisinde yer alan konfederasyonların ve Hakem Kurulu’nun ortak eseri olduğunu savunan Yıldırım, bu yapının kamu emekçilerini daha fazla yoksulluğa sürüklediğini ifade etti. Hakem Kurulu’nun işverenin noteri gibi çalıştığını söyleyenlerin, sürecin başında söylediklerini unutarak toplantılara katıldığını belirten Yıldırım, tüm bu sürecin faturasının kamu emekçilerine kesildiğini söyledi.
Geçmişle bugünü karşılaştıran Yıldırım, en düşük maaşla 10 yıl önce 17 çeyrek altın alınabilirken bugün 6 çeyrek altının dahi alınamadığını, kiraya ayrılan payın dörtte birden yarının üzerine çıktığını, emekli ikramiyesiyle eskiden ev alınabilirken bugün ikinci el bir otomobilin bile zor alındığını dile getirdi. Ortalama emekli aylığının 25 yıl önce asgari ücretin iki katı olduğunu, bugün ise asgari ücretin altına düştüğünü vurgulayan Yıldırım, en düşük memur emeklisi aylığının ilk kez açlık sınırının altına gerilediğini söyledi.

İktidarın “kaynak yok” söylemini eleştiren Yıldırım, sorunun kaynak eksikliği değil, kaynakların kimler için harcandığı olduğunu ifade etti. Son bütçede halktan toplanan her 100 TL verginin büyük bölümünün faize, patronlara teşvike, silahlanmaya ve yandaş müteahhitlere aktarıldığını; yoksullukla mücadele, istihdam, tarım, hukuk ve sosyal politikalar için ise son derece sınırlı pay ayrıldığını belirtti. Bir yandan asgari ücretlinin ve emeklinin yoksulluğa mahkûm edildiğini söyleyen Yıldırım, diğer yandan sermayeye dakikada onlarca asgari ücret ve emekli aylığı tutarında kaynak aktarıldığını ifade etti.
Açıklamanın sonunda KESK’in taleplerini sıralayan Yıldırım, Ocak ayından itibaren maaşlara ek yüzde 20 artış yapılmasını, ilave seyyanen ödemenin taban maaşlara yansıtılmasını, 3600 ek göstergenin tüm kamu emekçilerine verilmesini, mülakatın kaldırılmasını ve emeklilik haklarının iyileştirilmesini istedi. Grevli toplu pazarlık hakkının önündeki engellerin kaldırılması, en geç Haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masasının kurulması ve en düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması çağrısında bulundu.
Yıldırım, “Bugün susarsak yarın geç kalırız. Bugün durursak yarın yok sayılırız. Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözleriyle tüm kamu emekçilerini ve toplumun tüm kesimlerini insanca yaşam, güvenceli iş ve güvenli gelecek için omuz omuza mücadele etmeye davet etti.