Gönüllerin Ortak Coğrafyası: Yunus Emre
Anadolu toprakları, asırlar boyu bağrından yetiştirdiği bilgelerle, ariflerle ve erenlerle harmanlanmış müstesna bir coğrafyadır. Bu cevherlerin en parlaklarından biri, şüphesiz ki Türk dilinin ve tasavvuf düşüncesinin mimarı Yunus Emre’dir.
Geçtiğimiz günlerde Dr. Mehmet Yardımcı’nın kaleme aldığı köşe yazısı, Yunus Emre’nin izini süren akademik ve kültürel tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Yazıda; Hacıbektaş’ta düzenlenen Halk Ozanları Buluşması’ndan, 1980’li yıllarda Kültür Bakanlığı öncülüğünde Kırşehir-Niğde hattındaki Ziyarettepe mevkiinde yürütülen kazı ve araştırma raporlarına; Vilayet-Name’deki menkıbelerden, Taptuk Emre Külliyesi ile coğrafi mesafelerin lojistik analizine kadar pek çok kıymetli detaya yer veriliyor.
Folklorizasyon, tarihsel ve coğrafi düzlemde bakıldığında; Eskişehir Sarıköy’den Karaman’a, Kırşehir Ziyarettepe’den Kula ve Zile’ye kadar Anadolu’nun en az 14 farklı yerinde Yunus Emre’ye ait olduğu iddia edilen mezar veya makam bulunuyor. Bilim insanları belgelere, menkıbelere ve coğrafi mantığa dayanarak onun "gerçek" istirahatgahını bulmak için haklı bir akademik gayret gösteriyor, raporlar hazırlıyor ve külliyeler inşa ediyorlar.
Ancak Yunus’un dünyasına düz mantıkla ya da sadece fiziki mesafelerle yaklaşmak, onun bıraktığı mirası eksik anlamak demektir. Dr. Mehmet Yardımcı’nın ödüllü “Yunuslama” şiirinde de veciz bir şekilde ifade ettiği gibi:
“Sarıköy’de olduğuna bakmayın mezarımın,
Gönül köyündeyim.
Karaman’da olduğuma bakmayın siz, Türk Dili’nin en güzel söylendiği yerdeyim.
Kırşehir Ziyarettepe’de olduğuma bakmayın, Aşk evindeyim.
Tire’de, Kula’da Zile’de olduğumu söylerler,
Ben bütün yüreklerde gül demindeyim”.
Bu mısralar, bizlere meselenin özünü fısıldamaktadır. Yunus Emre, sadece belirli bir köyün, şehrin ya da dar bir coğrafi sınırın içine hapsedilebilecek bir figür değildir. O, Türk halkının bütünüyle benimseyip bağrına bastığı, zamansız ve mekansız bir menkıbe kahramanıdır.
Tasavvuf geleneğinde çok sevilen bu denli büyük manevi şahsiyetlerin anısını yaşatmak adına Anadolu’nun dört bir yanında temsili mezarların ve makamların yükselmesi, aslında bir belirsizliğin değil, aksine muazzam bir sahiplenişin göstergesidir.
Sonuç olarak; Bizim Yunus’un asıl mezarının ya da makamının tam olarak hangi koordinatta olduğu sorusu, onun tarihsel ve manevi misyonunun yanında ikincil kalmaktadır. Önemli olan, onun bedeninin nerede yattığı değil; sözünün, aşkının ve felsefesinin nerelerde yaşadığıdır.
Yunus Emre, mezar yerleriyle Anadolu’yu parça parça bölüşen değil, o mezarların çokluğuyla coğrafyamızı birbirine kenetleyen “manevi birleştirici bir köprüdür”. O, sınırları ve mesafeleri aşarak her yöreye uğramış, her gönülde taht kurmuştur.
Bugün bizlere düşen görev; onun kabrinin taşını aramak değil, Türkçe’nin en güzel söylendiği o "Aşk Evi"nde, yani bütün yüreklerde açan gül demetinde buluşabilmektir. Çünkü Yunus, fiziki bir mekanda değil, insanlığın ortak vicdanında ve sevgisinde ebediyen diridir.
Türkolog Prof. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR