LGS’de çocuklar soruları çözdü. Şimdi sıra yetişkinlerde.
LGS bitti. Yüz binlerce öğrenci aylarca süren hazırlığın ardından sınav salonlarından çıktı. Kimisi umutluydu, kimisi kaygılıydı. Kimisi yaptığı soruları arkadaşlarıyla konuşuyor, kimisi sessizce evinin yolunu tutuyordu. Ancak bazı çocukların zihnini meşgul eden şey ne matematikti ne Türkçe. Onlar, eve vardıklarında duyacakları sözleri düşünüyordu.
Çünkü bu ülkede bazı çocuklar sınavlardan değil, sınav sonrasında anne ve babalarının vereceği tepkilerden korkuyor.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir olay da bize bunu bir kez daha hatırlattı. Eğitimci olduğu belirtilen bir annenin, yüksek başarı gösteren çocuğunu birkaç yanlış soru nedeniyle ağır biçimde eleştirmesi günlerce tartışıldı. Aslında tartışılması gereken yalnızca o olay değildi. Asıl mesele, çocukların değerini başarılarıyla ölçen anlayışın giderek normalleşmesiydi.
Ne gariptir ki çocuklarımızın başarılarını kutlamaktan çok eksiklerini saymaya alıştık. Çocuk aylarca emek veriyor, yoruluyor, kaygılanıyor, mücadele ediyor; fakat bütün bu çaba bazen birkaç yanlış sorunun gölgesinde kayboluyor. Başardıkları görünmez hâle gelirken, yapamadıkları büyütülüyor. Böylece çocuk, emeğinin değil hatasının konuşulduğunu görüyor.
Oysa eğitimin amacı kusursuz insanlar yetiştirmek değildir. Eğitim; düşünebilen, üretebilen, hata yapabilen ve yaptığı hatalardan öğrenebilen bireyler yetiştirmektir. Çocuk gelişimi alanındaki araştırmalar da özgüveni güçlü bireylerin, sürekli eleştirilen değil; hata yaptığında da kabul gördüğünü hisseden çocuklar arasından çıktığını göstermektedir. Çünkü çocuklar yalnızca söylenen sözleri değil, o sözlerin kendilerinde bıraktığı duyguyu da taşırlar.
Asıl tehlike, başarının zamanla bir karakter ölçüsüne dönüşmesidir. Çocuk, aldığı puanın kendi değeri olduğuna inanmaya başladığında eğitim amacından uzaklaşır. Artık öğrenmek için değil, onay görmek için çabalamaktadır. Hata yapmaktan korkan, başarısızlığı bir sonuç değil bir kimlik olarak algılayan nesillerin ortaya çıkmasının nedeni de budur.
Bugün birçok aile çocuklarının kaç net yaptığını merak ediyor. Oysa asıl sorulması gereken soru şudur: Çocuğumuz bu süreçten nasıl çıktı? Kendisine olan güvenini koruyabildi mi? Başarısının yalnızca sonuçlarla değil, gösterdiği çabayla da değerlendirildiğini hissedebildi mi?
Çünkü bir sınav sonucu yalnızca akademik bir sonuçtur. Bir insanın karakterini, vicdanını, merhametini, dürüstlüğünü ya da hayallerini ölçmez. Hayatın en kıymetli özellikleri hiçbir optik forma sığmaz. Bu yüzden hiçbir puan bir çocuğun değerini belirleyemez.
Aradan yıllar geçecek. Bugün konuşulan sorular unutulacak, netler unutulacak, sıralamalar unutulacak. Hatta birçok çocuk hangi soruyu yanlış yaptığını bile hatırlamayacak. Ama bazıları, sınavdan çıktıkları gün anne ve babalarının yüzünde gördükleri hayal kırıklığını unutamayacak. Çünkü insan zihni bilgiden çok duyguları saklar.
Bu nedenle LGS’den çıkan bir çocuğa sorulacak ilk soru, “Kaç net yaptın?” olmamalıdır. Belki de ilk söylenecek söz şudur: “Hoş geldin evladım. Elinden geleni yaptın mı?” Eğer cevabı evetse, geriye saygı duyulması gereken bir emek kalmıştır.
Hayatın en büyük başarıları bir sınav sonucuna sığmaz. Bir çocuğun değeri aldığı puanda değil; karakterinde, vicdanında, merhametinde ve hayallerindedir. Çünkü çocuklar, birkaç soruya sığmayacak kadar değerlidir.
LGS’de bazı çocuklar birkaç yanlış yaptı. Ama asıl mesele bu değil. Asıl mesele, birkaç yanlış soru yüzünden çocuklarına kendilerini değersiz hissettiren yetişkinlerin yaptığı büyük yanlış.
Çocukların yanlışları sınav kâğıdında kalır. Yetişkinlerin yanlışları ise bazen bir ömür çocuklarının kalbinde. Ve ne yazık ki bazı yaraların telafisi, hiçbir sınav sonucunda yazmaz.