Takım Elbiselerin Ardındaki Gerçek

Abone Ol

TAKIM ELBİSENİN ARKASINDAKİLER

Genellikle yazılarımın konularını günlük hayatta yaşadıklarımdan, sokakta gözlemlediklerimden, basında ve sosyal medyada okuduklarımdan seçiyorum.

Siyasete özellikle girmiyorum. Aslında siyasetin ve siyasetçinin psikolojisi, davranışları üzerine yazmak istesem dışarıda gözlem yapmaya hiç gerek yok. Her hafta onlarca konu hazır zaten.

Bugün tükürdüğünü yarın bile olmadan yalayan... Dün adalet yürüyüşü yapıp bugün adaletin içine eden... Ne çıkarlar uğruna değiştirdiği bilinmeyip tahmin edilen rozetini değiştirirken topuk selamı veren, kelimeişehadet getiren, "Ne mutlu Türküm diyene." diye bağıran insanlarla dolu bir siyaset...

Takım elbiselerin, kravatların arkasında adam ya da kadın değil de, halkı kandırmaya çalışan hasta bir zihniyet görünce bu konulardan iyice uzaklaşıyorum.

Camii önündeki bankın üzerinden, pazardaki limon sandığının tepesinden, çarşıda, pazarda, tarlada adım adım yükselen bir siyasi hareketi ve değişimi de görmüyor değilim.

Lakin bu satırları yazmama neden olan konu bambaşka.

Sabahın insanı yakan güneşi altında durakta otobüs beklerken, her gün takip ettiğim haber sitesinde Şırnak Üniversitesi Rektörü'nün akla ziyan açıklamalarına rastladım.

"Aman Yarabbim!" dedim.

Ettim, yaptım, vücuda getirdim, aldım, attım...

Davulun da nefsin de hoşuna gidecek ritimde yapılan açıklamalar...

Akrabalarını üniversiteye doldurmuş; bunu da "İnancımın gereği." diyerek savunuyor.

Tıpkı bir zamanlar Mehmet Metiner'in söylediği gibi...

Diyorlar ki, cuma hutbelerinde her hafta "Yakın akrabanı gözet, kolla." denmiyor mu?

Rektörden vekile, federasyon başkanından bürokrata kadar maşallah, bu ayet bazı çevrelerde öyle bir yaşanıyor, öyle bir ete kemiğe bürünüyor ki; kamu kurumları adeta akraba buluşma merkezine dönüşüyor.

Dini kullanmak ne kadar kolay, değil mi?

Biz de gıpta ile bakıyoruz!

Sanki rektör bütün bunları babasının parasıyla yapıyor.

Sanki üniversite kendi çiftliği.

Hem dinin içine ediyor, hem üniversitenin içine ediyor, hem de temsil ettiği makamın saygınlığının içine ediyor; farkında bile değil.

Ne diyelim...

Biz sadece yazabiliyoruz.

Ama yetkim olsaydı...

Sabahı beklemeden görevden alırdım.

O takım elbiseyle bir daha üniversitenin kapısından içeri sokmazdım.

Sonra da eline iki koyun verip:

"Al bakalım, önce bunları güdebilecek misin?" derdim.

Çünkü devlet akrabalıkla değil, adaletle yönetilir.

Ben bu satırları düzenlerken rektör açıklama yapmış. Açıklamalar bana ait değil diye. Haberi yapan gazeteci de rektörü göreve çağırmış, hakkımda tazminat davası aç diye. Karar ve yorum sizin.