Endüstriyel futbolun, soğuk istatistiklerin ve milyon euroluk bütçelerin konuşulduğu bir çağda, futbolun asıl güzelliğini, o içimizi ısıtan ruhunu unutmaya başlamıştık. Ta ki Söke 1970 deplasmanında, yeşil sahalarda eşine artık pek rastlayamadığımız o muazzam ana şahit olana dek.
Eskişehirspor’umuz, o zorlu deplasmanda galibiyet için varını yoğunu ortaya koyarken, sahanın yıldızı şüphesiz rakip fileleri iki kez havalandıran Tayfun Tatlı’ydı. Takımına rahat bir nefes aldıran, sahada basmadık yer bırakmayan Tayfun, 85. dakikada yerini takım arkadaşına bırakmak üzere kenara yöneldiğinde, aslında sadece bir oyuncu değişikliği beklemiyorduk. Yorulmuş ama görevini layıkıyla yapmış bir sporcunun haklı gururunu izliyorduk.
Ancak asıl hikaye, Tayfun taç çizgisine ulaştığında yazıldı.
Eskişehirspor Teknik Direktörü Hakan Şapcı, maçın kilidini çözen öğrencisinin elini sıkıp sırtını sıvazlamakla yetinmedi. Onu aniden sırtına aldı ve yedek kulübesine kadar omuzlarında taşıdı. Sadece birkaç saniye süren bu an, aslında koca bir sezonun, bir şehrin ve bir takımın ruh halinin özeti gibiydi.
Bu hareket sadece bir sevinç gösterisi değildi. Uzun zamandır görmeyi çok özlediğimiz bir inanmışlık ve tevazu tablosuydu. Bir teknik direktörün, egosunu bir kenara bırakıp, ter döken öğrencisini omuzlarında taşıması; takım içinde kurulan o sarsılmaz aile bağının, kenetlenmenin ve "biz" olabilmenin en saf haliydi. 90'lı yılların o samimi, çıkarsız ve sıcak futbol iklimine bir zaman yolculuğu yaptık adeta.
Şimdi gelelim işin matematik kısmına... Eskişehirspor’un hak ettiği o zirveye, o şanlı günlerine dönmesi için elbette yolumuz var. Hak ettiğimiz noktaya çok yaklaştık, evet; şampiyonluk için rakibin puan kaybetmesini beklediğimiz de bir gerçek. Futbolun doğası bu, puan cetveli yalan söylemez.
Fakat Söke deplasmanındaki o sıcacık görüntü bize gösterdi ki; Eskişehirspor bu sene asıl şampiyonluğu puan tablosundan çok önce kazandı. Bu takım, omuz omuza ve yeri geldiğinde sırt sırta vererek bu şehrin gönüllerini çoktan fethetti.
Puanlar kaybedilir, geri kazanılır; rakipler takılır veya takılmaz. Ancak oyuncusunu sırtında taşıyan bir hocanın ve o formayı terinin son damlasına kadar ıslatan futbolcuların yarattığı bu "inanmışlık" destanı, şampiyonluk kupasından bile daha değerlidir.
Eskişehirspor ruhu sahalara geri döndü. Ve inanın bana, bu ruhu hiçbir rakip, hiçbir puan farkı yenemez.