Sağlam’a Çirkin Saldırı

Son zamanlarda kulağıma gelen dedikoduları yazıyorum.

Tüm şeffaflığıyla…

Elbette şahıs belirtmeden.

Ama ne hikmetse bazı okuyucular hemen refleks alıyor:

“Çok fazla olmamış mı?”

“Yok artık.”

“Onu nasıl yazdın?”

 

Ben de kendi kendime soruyorum, Neden?

Yani herkes her şeyi yaparken,

herkesin her şeyi yapma potansiyeli ortadayken sorun yok da…

Ben bunu dile getirince mi ayıp oluyor?

 

Yaşananlar yaşanırken sessizlik normal,

yazıya dökülünce mi rahatsız edici?

 

İnsan bazen “İyi ki siyasetle uğraşmıyorum” diyor.

Yazdıklarım büyük iddialardan ya da sert çıkışlardan değil; etliye sütlüye pek karışmadan

günlük hayatın içinden,

herkesin bildiği ama dile getirmekten kaçındığı şeylerden ibaret.

 

Tam da bunları düşünürken, içimizi daha da burkan bir gerçekle karşılaştık.

Gazeteci abimiz Hakkı Sağlam, uğradığı saldırının perde arkasını köşe yazısında olduğu gibi paylaştı.

Okuyunca anlıyoruz ki bu yaşananlar ne tesadüf ne de anlık bir öfkenin sonucu.

 

Yıllar önce…

Bazı mahkumların Yunusemre Hastanesi’ne yatış almasına rağmen dışarıda serbestçe gezdiğini yazmışlar.

Bir gazetecinin yapması gerekeni yapmışlar yani.

Gördüğünü, bildiğini, kamuoyunun bilmesi gerekeni…

 

Ve kısa bir süre sonra, gazeteye giderken saldırıya uğramışlar.

 

Sonrasında ne olmuş?

Mahkumlar artık Yunusemre Hastanesi’ne değil,

koğuş sistemi bulunan Şehir Hastanesi’ne götürülmeye başlanmış.

 

Yani birilerinin tekerine çomak sokulmuş.

 

Aradan aylar geçmiş…

Bu kez Şehir Hastanesi merkezli bir operasyon yapılmış.

Bazı doktorların rüşvet karşılığı mahkumlara rapor yazdığı,

koğuş yerine özel odalara yatırdıkları ortaya çıkmış.

 

Operasyonda 28 kişi gözaltına alınmış,

ikisi doktor olmak üzere 8 kişi tutuklanmış.

 

Ve bu haberi Eskişehir’de yalnızca Sakarya Gazetesi yazmış.

 

Anlaşılan o ki yine birilerinin canı acımış.

Yine birilerinin nasırına basılmış.

 

Hakkı Sağlam’ın aktardıklarına göre saldırgan rastgele biri değil.

Eğitimli, yönlendirilmiş, para karşılığı bu işleri yapan biri gibi.

 

Kendileri bunu “iş kazası” olarak nitelendiriyor.

Çünkü cesur gazetecilik yapmanın riskli olduğunu biliyorlar.

Ama altını özellikle çiziyorlar:

Bu saldırı sadece bir gazeteciye değil, basın özgürlüğüne yapılmıştır.

 

Ve insanın içini asıl acıtan cümle şu:

“En güvenli şehirler listesinde üst sıralarda yer alan güzel şehrimizin,

‘mafya şehri’ olarak anılmasından endişe ediyoruz.”

 

Bu endişe hepimizin endişesi.

 

Bu nedenle başta Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz olmak üzere,

kentin tüm yetkilileri göreve davet ediliyor.

 

Devlete, polise ve yargıya duyulan güven özellikle vurgulanıyor.

Emniyet Müdürü Tolga Yılmaz’a da ayrıca teşekkür ediliyor.

Olay anından gece geç saatlere kadar yanlarında olduğu için…

 

Siyasetten de net bir destek gelmiş.

AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak arayıp geçmiş olsun dileklerini iletmiş.

“Bugün size, yarın bize” demiş.

“Bu alçak saldırı mutlaka ortaya çıkarılmalı” diye eklemiş.

 

Bu cümle önemli.

Çünkü mesele bir kişi değil.

Bir gazete hiç değil.

 

Mesele, yazanın susturulmaya çalışılması.

 

Bu yazı vesilesiyle ben de Hakkı Sağlam’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Gerçekten üzgünüm.

Ama şunu da söylemek gerekiyor:

Kalem hâlâ yazıyorsa,

birileri hâlâ rahatsız oluyorsa,

demek ki gazetecilik hâlâ işe yarıyor.

 

Ve belki de bazılarını asıl korkutan tam olarak bu.