REHA MUHTAR GEÇTİ BU DÜNYA DAN

REHA MUHTAR IN GİDERKEN SÖYLEDİKLERİ DÜŞÜNEN İNSANLARI ÇARPTI

Abone Ol

REHA MUHTAR’IN ARDINDAN

Bir Reha Muhtar geçti bu dünyadan…
Türkiye ekranlarından, televizyonlardan, manşetlerden geçti. Kimi zaman sesiyle, kimi zaman öfkesiyle, kimi zaman aşklarıyla, ilişkileriyle, çıkışlarıyla gündem oldu. Seveni vardı, sevmeyeni vardı. Hayran olan da oldu, eleştiren de… Ama kim ne derse desin, bu ülkenin medya tarihine iz bırakan isimlerden biri olarak hafızalara kazındı.

Onun ekranlarda yankılanan “Ateş hattı!”, “Acı var mı acı?” çıkışlarını bilmeyen neredeyse yoktur. Bir dönem televizyonların en güçlü seslerinden biriydi. Kimi onu abartılı buldu, kimi samimi… Kimi zaman kibirli görüldü, kimi zaman yalnız… Ama hayat işte; alkışlarla yükselenleri de bir gün sessizliğe teslim ediyor.

Belki ben de zaman zaman kendisine karşı olumsuz duygular besledim. Belki ekranlardaki tavırlarını fazla sert, fazla gösterişli buldum. Fakat insan bazen bir cümleyle bütün önyargılarını sorguluyor. İşte Reha Muhtar’ın giderken bıraktığı o son sözler de tam olarak böyleydi:

“Etrafımdaki herkes, elimdeki her şeyi aldı…”

Aslında bu söz sadece bir ünlünün serzenişi değildi. Bu söz; servetine, şöhretine, makamına, çevresine güvenen herkese verilmiş ağır bir dersti.
“Ben kazandım.”
“Ben yaptım.”
“Hepsi benim.”
diyerek büyüyen şişkin egoların üzerine batırılmış ince ama etkili bir iğne gibiydi.

Hayat bazen insanın elindekileri tek tek alıyor. Ün gidiyor, alkış bitiyor, kalabalıklar dağılıyor. Geriye ne makam kalıyor ne servet ne de ekran ışıkları… İnsan o zaman anlıyor; sahip olduğunu sandığı şeylerin aslında emanet olduğunu.

Reha Muhtar’ın son sözleri belki de yıllarca televizyon ekranlarından verilemeyen en büyük mesajlardan biriydi. Hem de milyonların önünde değil; hayatın tam çıkış kapısında, insanın en çıplak ve en gerçek hâliyle verilmiş bir mesaj…

Bugün sosyal medya çağında herkes kendini “çok önemli” sanıyor. Biraz para bulan, biraz ün kazanan, birkaç kişi tarafından alkışlanan insanlar; dokunulmaz olduklarını düşünüyor. Oysa hayatın bir hastane odasında, bir yalnızlık anında, bir çaresizlik cümlesinde bütün o şişirilmiş benlikleri söndürmeye yettiğini görüyoruz.

Çünkü insan bu dünyadan; arabasını, evini, şöhretini, takipçi sayısını değil; bıraktığı izleri götürüyor.

Her nefis ölümü tadacaktır…
Bugün başkasının ardından konuştuğumuz ölüm, yarın bizim kapımızı da çalacak. Önemli olan çok yaşamak değil; güzel yaşamak… Gürültülü olmak değil; gönüllerde güzel bir seda bırakabilmek…

Ne diyelim…
Allah taksiratını affetsin.
Rahmetiyle muamele eylesin.

Bir Reha Muhtar geldi geçti bu dünyadan…
Ve giderken, belki de hayatının en gerçek cümlesini bıraktı ardında:

“Her şey benim derken, bir anda hayatta hiçbir şeyiniz kalmıyor…”