Bazen size de oluyor mu?
İnsan doluyor…
Doluyor…
Ve bir yerde artık sığamıyor.
Belki de hissettiğim tam olarak bu:
sığamamak.
Bir masada oturuyorum.
Etrafımda gülen gözler, sıcak cümleler, alışıldık kahkahalar…
Ama içimde sessiz bir bilgi var:
Bu yüzler, ilk fırsatta değişecek.
O yüzden ne tam kendin olabiliyorsun,
ne de bambaşka biri.
İnsanlara sürekli temkinli yaklaşmak yorucu, evet.
Ama bu bir tercih değil; bu bir tecrübe.
Bizim hiç tanımadığımız düşmanlarımız olmadı.
Hepsi masamızdaydı.
Birlikte yedik, içtik, paylaştık.
Bir güzel doyup kalktılar.
İyiliğimiz dokunmasaydı,
düşman da olmazlardı zaten.
Belki bu yüzden dolup dolup taşmak…
Belki bu yüzden içimdeki yük ağırlaştıkça
aklım hislerimle birbirine karışıyor.
Ne zaman bir çıkış yolu arasam ve bulamasam,
kendimi bir kuaför salonunda buluyorum.
Onca zaman emekle uzattığım,
bakmaya kıyamadığım o ipek saçlar…
İlk kıydığım hep onlar oluyor.
Çünkü onlar gidince
bir ferahlık geliyor.
Bir arınma hissi.
Bir hafiflik…
Sanki bütün düşüncelerim
o sandalyede sona eriyor gibi.
“Saçını kestiren bir kadın hayatını değiştirmek üzeredir” derler ya…
Doğru.
Ben değişime
saçımdan başlıyorum.
Ve bana iyi geliyor.
Hayatımdan çıkardığım kim varsa, ne varsa…
Hepsi ait olduğu yerde mutlu olsunlar.
Birbirimize iyi gelmediğimiz,
ya da bana iyi gelmeyen her şey için
“Vazifesi buraya kadarmış” der, yoluma bakarım.
Kinle değil, yük olmadan.
Çünkü bazı şeyler kötü oldukları için değil,
artık aynı yerde durmadıkları için biter.
Hayat biraz da radyo frekansı gibi.
Tam ayarını tutturamadığınızda
ses cızır cızır gelir.
Dinlersiniz ama anlamazsınız.
Uğultu vardır, melodi yoktur.
Ama frekansı bulduğunuzda…
Ses gümbür gümbür gelir.
Net.
Temiz.
Kafanız karışmaz.
İnsanlar da böyle bence.
Aynı frekansta olanlar birlikte yürüyebiliyor.
Biri değiştiğinde, diğeri aynı kalsa bile…
O melodi artık duyulmuyor.
Ve şimdi fark ettiğim bir şey var:
Ben başka bir frekanstayım.
Eskisi gibi ayar yapmaya çalışmıyorum.
Cızırtıya alışmaya da niyetim yok.
Zorla tutturulan her ses,
bir süre sonra insanın içini yorar.
Zaten 2026 benim netlik yılım.
Az ama berrak.
Sessiz ama gerçek.
Tek bir frekans değişikliğinde
ait oldukları yere herkesi uğurluyorum.
Ne kırarak, ne açıklayarak…
Sadece önüme bakarak.
Çünkü artık biliyorum:
Herkes hayatımda kalmak zorunda değil.
Ama kalan herkes
aynı melodiyi duymalı.