Zehranur Kaya, işitme kaybının eğitimden istihdama, sosyal ilişkilerden toplumsal katılıma kadar yaşamın birçok alanını etkileyen önemli bir halk sağlığı meselesi olduğunu ifade etti.
Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zehranur Kaya, 3 Mart Dünya İşitme ve Kulak Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede işitme kaybının yalnızca bireysel değil, toplumsal boyutu olan bir konu olduğunu belirtti. Kaya, bu özel günün yalnızca işitme kaybı yaşayan bireyler için değil, toplumun tamamı için farkındalık oluşturması gerektiğini dile getirdi.
İşitme kaybının çoğu zaman görünmez bir engel olarak algılandığını ifade eden Kaya, dışarıdan fark edilmeyen bu durumun bireylerin iletişim becerilerini, eğitim süreçlerini ve sosyal yaşama katılımını doğrudan etkilediğini vurguladı. Kaya, kapsayıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu belirtti.
Çocuklarda Erken Tanı Büyük Önem Taşıyor
Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen 2026 yılı temasının “Topluluklardan sınıflara: Tüm çocuklar için işitme bakımı” olduğunu aktaran Kaya, çocuklarda işitme sağlığının kritik bir konu olduğunu söyledi.
Kaya, işitmenin çocukların dünyayı algılamasında, dili öğrenmesinde ve sosyal ilişkiler kurmasında temel bir rol oynadığını ifade ederek, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 5-19 yaş aralığında yaklaşık 90 milyon çocuğun işitme kaybıyla yaşadığını belirtti.
İşitme kaybının özellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilmemesi durumunda konuşma ve dil gelişiminde gecikmelere yol açtığını dile getiren Kaya, bunun akademik performansın düşmesine ve psikososyal uyum sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabildiğini söyledi. Bu nedenle erken tanı, zamanında müdahale ve eğitim ortamlarında destekleyici düzenlemelerin büyük önem taşıdığını vurguladı.
İşitme Kaybı Sadece Duymamak Değildir
Doç. Dr. Zehranur Kaya, işitme kaybının yalnızca duymamak anlamına gelmediğini, asıl sorunun iletişim süreçlerine tam olarak katılamamak olduğunu belirtti. Kaya, toplumda işitme kaybı olan bireylerle iletişim kurarken ses yükseltmenin çözüm olarak görüldüğünü ancak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını ifade etti.
Eğitim kurumlarının geliştireceği kapsayıcı uygulamaların farkındalığı artıracağını belirten Kaya, özellikle yeni doğan taramalarının düzenli yapılması ve kontrollerin aksatılmaması gerektiğini söyledi. En küçük bir şüphede bile sağlık kuruluşlarına başvurulmasının önemli olduğunu vurgulayan Kaya, ailelerin ve öğretmenlerin bu süreçte gecikmeden harekete geçmesinin bireylerin hayata eşit katılımını desteklediğini dile getirdi.
Meslek Hayatında En Büyük Engel İletişim
İşitme kaybı olan bireylerin meslek hayatında en çok iletişim engeliyle karşılaştığını belirten Kaya, toplantılara katılamama, görevleri doğru anlayamama ve iş arkadaşlarıyla etkili iletişim kuramama gibi sorunların sık yaşandığını söyledi.
Engelliler Entegre Yüksekokulu olarak yükseköğretim düzeyinde işitme kayıplı bireylere yönelik özel eğitim veren tek kurum olmanın sorumluluğunu taşıdıklarını dile getiren Kaya, dil desteği ve disiplinler arası çalışmaların yer aldığı ürün odaklı bir eğitim modeli uyguladıklarını ifade etti.
Teknolojide yaşanan gelişmelerin işitme kaybı olan bireylerin iletişim süreçlerine önemli katkılar sunduğunu belirten Kaya, dijital işitme cihazları, canlı altyazı uygulamaları ve sesi yazıya dönüştüren yazılımların önemli destekler sağladığını söyledi. Ancak asıl belirleyici unsurun bu teknolojilere erişim olduğunu vurguladı.
Eşitlik Herkesin Sesini Duyurabilmektir
İşitme sağlığının toplumun ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Kaya, erken tanı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yardımcı teknolojilere erişimin kolaylaştırılması ve kapsayıcı bir iletişim anlayışının benimsenmesi gerektiğini ifade etti.
Kaya, eşitliğin herkesin aynı sesi duyması değil, herkesin sesini eşit biçimde duyurabilmesi anlamına geldiğini belirterek, bu yaklaşımın daha adil ve kapsayıcı bir toplumun temelini oluşturduğunu sözlerine ekledi.