İnsanı Düzeltmeden Dünya Düzelir mi?
Bir hikâye vardır… Basit gibi görünür ama insanın içine işleyen bir hakikati anlatır.
Bir adam profesördür. Hafta içi yoğun çalışır, yorgun düşer. Oğluna da hafta sonu için söz verir:
“Hafta sonu seni parka götüreceğim.”
Hafta sonu gelir. Profesör, dışarı çıkmak istemez. Dinlenmek ister. Ama çocuk heyecanla gelir, gözleri parlayarak hatırlatır:
“Baba, söz vermiştin… Parka gidecektik.”
Çocuk ısrar ettikçe babanın aklına bir fikir gelir. Evde bir dünya haritası görür. Haritayı alır, küçük parçalara ayırır. Sonra oğluna uzatır:
“Bak oğlum, dünya haritası parçalandı. Bunu birleştirip düzelt. Eğer yaparsan parka gideriz.”
Çocuk hiç tereddüt etmez:
“Tamam baba.”
Profesör rahatlar. İçinden geçirir:
“Bugün kurtulduk… Akşama kadar yapamaz bunu.”
Ama aradan sadece on beş dakika geçer…
Çocuk koşarak gelir:
“Baba! Hadi gidelim. Haritayı yaptım.”
Profesör inanamaz. Haritaya bakar. Gerçekten de harita kusursuz biçimde birleştirilmiştir. Şaşkınlıkla sorar:
“Oğlum, nasıl yaptın bunu? Bu kadar kısa sürede nasıl başardın?”
Çocuk gülümser ve çok sade bir cümle kurar:
“Baba, çok kolaydı… Çünkü haritanın arkasında bir insan resmi vardı. Ben insanı düzelttim… Dünya kendiliğinden düzeldi.”
İşte o an insanın zihninde tek bir soru belirir:
Dünya gerçekten insan düzelmeden düzelebilir mi?
Bugünlerde haberleri açınca içim sıkılıyor. Çünkü artık kötülük sıradanlaşıyor, vicdansızlık normalleşiyor, merhametsizlik gündelik hayatın bir parçası gibi gösteriliyor.
Geçtiğimiz hafta basına yansıyan bazı haberler bile insanın umutlarını örseliyor. Elbette bunların tamamı haber sitelerinde yer alan iddialardır ama iddia bile olsa insanın içini acıtmaya yetiyor:
Eskişehir’de 16 yaşındaki bir çocuk, yaşlı bir adama saldırıyor; adam kanlar içinde kalıyor.
Konya’da hukuk fakültesi öğrencisi bir genç, veteriner hekim anne ve babasını bıçaklayarak öldürüyor.
İstanbul’da 16 yaşındaki bir çocuk, yine 16 yaşındaki bir çocuğu bıçaklayarak hayattan koparıyor.
Bir başka haberde, yol kenarında eşini döven bir adam, ayırmak isteyenlere saldırıyor.
Bir milletvekili tapu harcı ödememek için eşine muhtardan “fakirlik belgesi” aldırıyor.
Hastanede temizlikçi kadrosunda çalışan bir ilçe başkan yardımcısının, başhekimi görevden aldırdığı iddia ediliyor.
Bir vekil danışmanının, bir şirketten SSK borcunun iptali için rüşvet istediği konuşuluyor. Rüşveti vermeyen şirket bu kez şikâyet ediliyor, müfettiş isteyen il müdürü açığa alınıyor.
Seçilmiş belediye başkanları ya yer değiştiriyor görevinden oluyor ya da parti değiştirip aynı koltukta kalmaya devam ediyor.
Bir belediye başkanının otelde 21 yaşındaki sevgilisiyle yakalandığı görüntüleri polis kamerasından basına yansıtılıyor.
Kayınpeder gelinini tacizden tutuklandı.
Rok'la ilgili çıkan görüntü haber ve yorumlara değinmiyorum bile.
Bütün bunların içinde insanı en çok yoran şey şu:
Artık bazı haberler o kadar kötüleşti ki, normal olması gereken davranışlar “mucize” gibi sunuluyor.
Örneğin bir haberde şöyle yazıyor:
“Nöbetçi müdür yardımcısı engelli öğrenciyi sırtına alıp dördüncü kattan aşağı indirdi.”
Bunu okuyunca insan düşünüyor…
Bu davranış elbette güzel. Takdire değer.
Ama aslında olması gereken de bu değil mi?
Merhametin haber olduğu bir yerde, vicdanın azaldığını kabul etmemiz gerekmiyor mu?
Şimdi dönüp tekrar soruyorum:
Bu dünya düzelir mi?
Dünya; ekonomiyle, teknolojiyle, siyasetle elbette şekilleniyor…
Ama aslında dünyanın kaderini belirleyen şey, insanın içindeki ahlaktır.
İnsan bozulunca düzen bozuluyor.
Vicdan bozulunca adalet bozuluyor.
Merhamet azalınca hayat değersizleşiyor.
Yani dünyanın düzelmesi için önce insanın düzelmesi gerekiyor.
Peki ya sadece bizim insanımız düzelse?
Bu bile yetmez gibi geliyor.
Çünkü dünyanın en güçlü ülkesi diye görülen ABD’nin başında Trump gibi dengesiz bir figür varken; kural tanımayan İsrail’in başında Netanyahu gibi bir isim varken, açık söylemek gerekirse ben dünya adına pek umutlu değilim.
Güç, adaleti ezince…
Siyaset, vicdanı yutunca…
İnsanlık sadece bir kelimeye dönüşüyor.
Ama yine de…
İnsanı ayakta tutan bir gerçek var:
Sevgi.
Çünkü sevgi; nefretin panzehiridir.
Sevgi; insanın içindeki karanlığı aydınlatan tek ışıktır.
Sevgi; bazen bir çocuğun dünyayı düzeltme cesaretidir.
Belki de gerçekten…
İnsan düzelirse dünya düzelir.
Siz yine de sevgiyle kalın.