Eskişehir’in ikinci sınıf deprem bölgesinde olduğunu ve 6,5 üzeri bir deprem beklentisi bulunduğunu hatırlatan Bingöl, özellikle Osmangazi Tıp Fakültesi ve Şehir Hastanesi karşısındaki eski Doğumevi binasının riskli olduğunun tespit edildiğini söyledi. Bu tür tespitlerin ardından ilgili kurumlar ve bakanlıkların sorumluluk alması gerektiğini belirten Bingöl, 6306 sayılı kanuna göre riskli binalar için tanınan 90 günlük sürenin çoktan geçtiğine dikkat çekti.
Deprem meselesine daha geniş bir çerçeveden bakılması gerektiğini ifade eden Bingöl, Türkiye’de 1947’den 2018’e kadar sekiz kez deprem yönetmeliği değiştiğini hatırlattı. Kendi kanaatine göre 1998 öncesinde yapılan tüm kamu binalarının mutlaka test edilmesi gerektiğini vurgulayan Bingöl, bu binaların fen ve sanat kurallarına uygunluğu ile kullanılan malzemelerin detaylı şekilde incelenmesi ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini dile getirdi. Bingöl, okullar, hastaneler ve diğer kamu yapıları için çok detaylı ve ivedi bir çalışma yapılması çağrısında bulundu.
1998 öncesi yapılan binaların yeni deprem yönetmeliğine uyarlanmak istendiğinde çoğunlukla riskli çıktığını ya da güçlendirme gerektirdiğini söyleyen Bingöl, bu durumun ancak detaylı analizlerle ortaya konulabileceğini ifade etti. İnsan hayatının her şeyden önemli olduğunu vurgulayan Bingöl, Eskişehir’de kentsel dönüşümün yanı sıra kamu binalarının da mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Ayrıca beton sınıflarına da değinen Bingöl, Eskişehir’de C20 beton kullanılmasının mümkün olduğu dönemlerde dahi yönetmeliklerle C25 ve C30 beton kullanımının zorunlu hale getirildiğini, bunun ileri düzey bir güvenlik şartı olduğunu söyledi. Buna rağmen kamu binalarında hâlâ yönetmeliğin öngördüğü dönemde C20 beton kullanıldığını bildiklerini ifade eden Bingöl, bu nedenle kamu binalarının sağlamlığının ve kullanılabilirliğinin ivedilikle test edilmesi gerektiğini dile getirdi.
Öte yandan açıklanan asgari ücretle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Fesih Bingöl, 28 bin 75 liralık asgari ücretin kabul edilebilir olmadığını söyledi. Açlık sınırının 30 bin lira olarak belirlendiğini hatırlatan Bingöl, bu rakamın insan haysiyet ve onuruna yakışmadığını ifade etti.
“Asgari ücretin düşük olmasını ‘imkanlar kısıtlı’ diye açıklayanlar var” diyen Bingöl, devletin 28 bin lira asgari ücret ödeyen bir işverenden sigorta ve vergi olarak yaklaşık 12 bin lira aldığını belirtti. Devletin 2026 yılında faize 2 trilyon 740 milyar lira ayırdığını hatırlatan Bingöl, bu kaynağın bir kısmının sübvanse edilmesi halinde asgari ücretin 40 bin liraya çıkabileceğini söyledi. Saadet Partisi’nin talebinin 35 bin liranın üzerinde, 40 bin liraya yakın bir asgari ücret olduğunu ifade eden Bingöl, bu rakamla bile geçinmenin zor olduğunu ancak mevcut ücretle kıyaslandığında daha kabul edilebilir olacağını dile getirdi.
Asgari ücret açıklandıktan sonra firmaların fiyat artışına gitmesini de eleştiren Bingöl, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. Ticaret Bakanlığı’nın ciddi bir saha çalışması yapması gerektiğini vurgulayan Bingöl, Saadet Partisi Ekonomik İşler Başkanlığı’nın yaptığı çalışmaya göre firmaların fiyat artışlarının yüzde 5’i aşmaması gerektiğini belirtti. Yüzde 5’in üzerindeki tüm artışların haksız kazanç olduğunu söyleyen Bingöl, asgari ücret belirlenmeden önceki fiyatlar baz alınarak denetim yapılması gerektiğini ifade etti.
Asgari ücret zammının henüz çalışanların eline geçmeden, yaklaşık 45 gün öncesinden fiyatların artırılmasını “fırsatçılık” olarak nitelendiren Bingöl, bu durumu kabul etmediklerini ve reddettiklerini sözlerine ekledi.