FANTEZİNİN BU KADARINA PES!

Abone Ol

Geçen gün çok sevdiğim, saydığım mevki sahibi bir abim

“Gelmedin ziyaretime” dedi.

Ben de aldım çikolatamı kalktım gittim.

Çünkü bazı buluşmalar vardır…

Erteledikçe hiç gerçekleşmez.

Niyetim kahve içmek, iki sohbet edip gönlünü almaktı.

Ama benim hayatımda olaylar hiçbir zaman düz ilerlemiyor biliyorsunuz.

Bazı okuyucular hâlâ soruyor:

“Ya Emine sen bu haberleri nasıl buluyorsun?”

Vallahi ben bulmuyorum yemin ederim.

Haber gelip beni kahve içerken buluyor.

Bakın yine öyle oldu.

Kahvemizi içiyoruz…

Çiçek böcek konuşurken

Bir telefon geldi.

Bir şey konuşuldu.

Derken konu bir personele geldi.

Açtığı yayınlardan başını derde sokmuş.

“Aa niye?” dedim.

“Ee sosyal medya işte…” dedi.

“Nası yani ne yapmış olabilir ki?” dedim.

Genç bir erkekmiş bu arada.

Meğer sosyal medyada canlı yayın açıp…

kadınlara müstehcen yerlerini göstererek para kazanıyormuş.

Ben şok.

“Nasıl yani gerçekten insanlar buna para mı gönderiyor?” dedim.

Gönderiyorlarmış.

Jetonmuş…

hediyeymiş…

artık adına ne deniyorsa.

Ben hâlâ o sosyal mecrayı ilk çıktığı zaman saçma filtrelerle video çekilen yer sanıyordum.

Millet meğer sektör kurmuş.

Üstelik anlatılanlara göre özellikle belli yaş üstü kadınlardan ciddi paralar geliyormuş.

Birisi otuz bin lira göndermiş.

Otuz bin.

Ne yapıyorsunuz ablam? Gördün ne oldu acaba?

Millet ekran başında organ izliyor.

Gerçekten aklım almıyor.

Sonra diyorlar ki:

“Gençler neden tuhaflaştı?”

E siz interneti çocuk bakıcısı gibi kullanırsanız olacağı buydu zaten.

Vallahi şaka bir yana…

Çoluğunuzu çocuğunuzu sosyal medyada ne izliyor diye kontrol edin.

Kimlerle konuşuyor…

hangi yayınlara giriyor…

bakın.

Çünkü olay artık dans videosu falan değil.

İnsanlık iyice raydan çıktı.

Neyse…

Konu konuyu açtı tabii.

Benim alanım da böyle gerçek hikâyeleri kaleme almak olunca, karşımdaki insanlar bir süre sonra kendilerini tutamıyor zaten.

Derken arkadaşım başına gelen bir olayı anlatmaya başladı.

“Bak sakın yazma” dedi.

Bunu söyleyen herkesin içten içe yazılacağını bilmesi detayı da çok enteresan bu arada. Olaylar değil ama kişiler daima sır merak etmeyin.

Arkadaşım evli.

Eşiyle birlikte bir gece müzikli bir mekâna gitmişler.

Sigara içmek için dışarı çıkmış.

Tam çakmağını yakacakken bir kadın belirivermiş yanında.

Çakmağını uzatmış.

Arkadaşım şaşırmış tabii.

Çünkü bizim ülkede normalde erkekler kadınlara çakmak uzatır.

Kadın gelip erkeğe uzatınca sistem kısa devre yapıyor haliyle.

Teşekkür etmiş nazikçe.

Tam o sırada kadın:

“Beni eşim gönderdi” demiş.

Arkadaşımın beyni tabii o an error vermiş.

“Acaba eşini tanıyor muyum?” diye düşünürken kadın devam etmiş:

“Biz sizi çok beğendik.

Buradan çıkınca bize gelsene.

Hiç pişman olmayacaksın…”

Bakın ben bunu yazarken bile utanıyorum.

Arkadaşım şok olmuş tabii.

Hayatında insanın başına kaç kere böyle bir şey gelir?

Kadın sonra kartvizit bırakıp masasına dönmüş.

Meğer karşı masadalarmış zaten.

Arkadaşım diyor ki:

“Eşimin yanına gittim ama yüzüm bembeyaz oldu.

Kadının kocası sürekli bana bakıyor.

Diliyle dudaklarını yalıyor falan.

Sanatçı çıkmış sahneye…

Normalde eğlenmem lazım ama benim ağlayasım geliyor psikolojim bozuldu.

Eşim ‘ne oldu?’ diyor…

Ben sanatçıya heyecandan deyip geçiştiriyorum.”

Ben artık kahveyi bırakmışım…

hikâyeyi yaşıyorum resmen.

“Ee sonra?” dedim.

“Numarayı aradım” dedi.

Ben tabii daha da şok.

“Gitmek için değil!” dedi hemen.

“Nasıl böyle bir şeyi eşimin olduğu ortamda teklif edersiniz diye hesap sormak için aradım.”

Eşin olmasa ne olacak merak ettim de neyse.. Sormadım artık.

Kadın açmış telefonu.

“Ay canım hemen eşime veriyorum” demiş.

Bakın…

normal bir hikâye değil bu.

Adam telefona gelmiş.

Demiş ki:

“Biz herkese teklif etmeyiz.

16 yıllık evliyiz.

Macera seviyoruz.

Seni çok beğendik.

Mutlaka yaşamalısın bunu…”

Ya arkadaşlar…

16 yıllık evlilikte insanlar birlikte çocuk büyütüyor, kredi ödüyor, kombi servisiyle kavga ediyor…

Bunlar kartvizitle insan topluyor.

Gerçekten çağ değişmiş.

Arkadaşım tabii sinirlenip saydırmış bayağı.

Kadın tekrar telefonu almış.

“Hadi bir kere dene canım…” diye hâlâ ikna etmeye çalışıyormuş.

Arkadaşım da çat diye kapatmış telefonu.

Şimdi diyeceksiniz ki:

“Böyle insanlar gerçekten var mı?”

Demek ki var.

Ve en korkunç kısmı ne biliyor musunuz?

Dışarıdan bakınca son derece normal görünmeleri.

Yan masada oturuyorlar…

kahkaha atıyorlar…

şarkı söylüyorlar…

Sarılıyorlar…

Sonra bir bakıyorsunuz kartvizit dağıtıp insanları eve üçlüye çağırıyorlar.

Ay vallahi bunu anlatıp midenizi bulandırdıysam özür dilerim ama…

hayatın gerçekleri artık gerçekten korku filmi gibi.

“Bir daha denk geldin mi?” dedim arkadaşıma.

“Hayır ama görsem sana onları gösterirdim” dedi.

Ay sakın gösterme arkadaşım.

Ben bazı insanları hiç tanımamayı tercih ediyorum.

Çünkü bu şehirde artık kim neyin kafasını yaşıyor…

inanın ben de çözemiyorum.

Öf!

Midem ekşidi haftaya görüşürüz.