Üniversiteli Kadın Kolektifi Meclisi adına konuşan Sibel Gündüz Koca, İlayda Zorlu, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve yaşamını yitiren tüm kadınlar için toplandıklarını açıkladı. Koca, birbirinden bağımsız gibi gösterilen olayların aynı sistemin, aynı cezasızlık düzeninin ve aynı baskı mekanizmalarının sonucu olduğunu söyledi. Kadınların yaşamını yitirdiği, gerçeklerin ortaya çıkarılmadığı ve soruşturmaların etkili yürütülmediği bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu ifade etti.
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş Dosyalarına Dikkat Çekildi
Koca, Gülistan Doku dosyasında yıllardır gizlenen bazı gerçeklerin yeniden gündeme geldiğini belirterek, altı yıl boyunca yaşananların bir kayıp vakasının nasıl karanlıkta bırakıldığını gösterdiğini dile getirdi. Gülistan’ın ailesi ile kadınların yıllardır adalet talep ettiğini söyleyen Koca, karşılarında baskı, oyalama ve susturma girişimlerini bulduklarını kaydetti.
“Gülistan Doku intihar etmedi, kaybolmadı” dediklerini aktaran Koca, bugün ortaya çıkan delillerin bunu doğruladığını savundu. Sim kartını temizleyenler ile hastane kayıtlarını yok edenlerin ortada olduğunu öne süren Koca, dosyada yalnızca bir kayıp değil sistematik karartma ve cezasızlık bulunduğunu ifade etti. Rojin Kabaiş dosyasına da değinen Koca, bedende rastlanan iki ayrı DNA bulgusunun bir yıl boyunca gizlendiğini, ardından “bulaş” denilerek üzerinin örtülmeye çalışıldığını söyledi. Bu durumun adaletin bilinçli şekilde işletilmediğini gösterdiğini savundu.
İlayda Zorlu Açıklaması: Hedef Haline Getirildi
Koca, İlayda Zorlu’nun 18 yaşında Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi olduğunu ve parasız eğitim hakkını savunduğunu belirtti. Yoksulluğa karşı mücadele ettiğini, kadın cinayetlerine sessiz kalmadığını aktaran Koca, genç bir kadın olarak Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve yaşamını yitiren kadınların isimlerini kampüsüne taşıdığını söyledi. İlayda’nın aynı mücadeleyi büyüten, özgürlük ve gelecek için direnen bir arkadaşları olduğunu ifade eden Koca, bu nedenle hedef haline getirildiğini ileri sürdü.
Aile yılı kapsamında yürütülen aile aramaları sırasında İlayda’nın ailesinin de arandığını belirten Koca, polis tarafından kadın mücadelesi içinde yer aldığı, eylemlere katıldığı ve 8 Mart alanlarında bulunduğu gerekçesiyle hedef gösterildiğini savundu. “Terörist” denilerek ailesinin kışkırtıldığını öne süren Koca, İlayda’nın bir polis araması sonucu hürriyetinden alıkonduğunu, babasından şiddet gördüğünü ve evden kaçmak istediğini söyledikten saatler sonra babasının beylik silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdiğini dile getirdi.
“Kaza ya da İntihar Değil” İddiası
Yerel basında önce “kaza”, ardından “intihar” ifadelerinin kullanıldığını aktaran Koca, bunun ne kaza ne de intihar olduğunu savundu. Olayın devlet ve aile mekanizmasının iç içe geçtiği bir cinayet olduğunu öne sürdü. Kutsallaştırılan aile yapısının kadınları hayattan koparmanın aracı haline getirildiğini söyleyen Koca, “aile yılı” olarak sunulan politikaların gençleri mücadeleden vazgeçirmeye yönelik baskı aracına dönüştüğünü ifade etti.
Talepler Sıralandı
Siyasi iktidarın sorunlara çözüm üretmek yerine gençleri, işçi ve emekçileri, eşit ve özgür yaşam isteyen kadınları “terörist” olarak yaftaladığını savunan Koca, yaratılan korku ve baskı ortamının şiddet olarak geri döndüğünü söyledi.