Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Emre Saygın, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik gerçekleştirdiği operasyonu değerlendirdi. Saygın, yaşananların kamuoyuna kontrollü ve iyi kurgulanmış bir askeri hamle olarak sunulduğunu belirterek, sürecin küresel ölçekte ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Operasyonun 2026 yılının ilk günlerinde hayata geçirilmesinin tesadüf olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Saygın, ABD iç siyasetinde Başkan Donald Trump’ın karşı karşıya olduğu dava ve suçlamaların yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir adımın atılmasının, küresel ekonomi politiği sarsabilecek etkiler barındırdığını ifade etti. Saygın, bu müdahalenin kökenlerinin 2011 yılından itibaren olgunlaştırılan uzun soluklu bir sürecin sonucu olduğunu kaydetti.
“ABD hami rolünü yeniden üstleniyor”
Olayın arka planında küresel güç dengelerinin belirleyici olduğuna işaret eden Doç. Dr. Emre Saygın, ABD’nin klasik Monroe Doktrini’ni Trump döneminde güncelleyerek “Donroe Doktrini” adı verilen yeni bir yaklaşımı benimsediğini söyledi. Bu çerçevede yenilenmiş bir Amerikan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin devreye sokulduğunu belirten Saygın, “Bu stratejiyle birlikte adeta soğuk savaş dönemine doğru bir geri dönüş yaşıyoruz. ABD, bölgede yeniden ‘koruyucu’ ve ‘lider’ rolünü üstlenerek sert güç unsurlarını daha müdahaleci bir biçimde kullanıyor” dedi.
Petrol ve enerji boyutu öne çıkıyor
Venezuela’nın sahip olduğu enerji kaynaklarının operasyonun temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Saygın, 2010’lu yıllardan sonra yapılan keşiflerle Venezuela’nın dünyadaki en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülke konumuna geldiğini hatırlattı. Bu durumun, ABD’nin enerji kaynakları üzerindeki nüfuzunu yeniden güçlendirme arzusuyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Saygın, müdahalenin Amerikan şirketlerinin bölgedeki hakimiyetini tahkim etmeyi amaçladığını dile getirdi.
Saygın ayrıca Venezuela petrolü üzerinden yürütülen bu sürecin, Danimarka’ya bağlı Grönland ve buradaki nadir toprak elementlerine yönelik ABD ilgisiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Washington yönetiminin enerji ticaretinin dolar üzerinden sürdürülmesini sağlayacak imtiyazlı alanlar oluşturma hedefi güttüğünü kaydetti.
Çin ve Rusya’ya verilen mesaj
Bu operasyonun aynı zamanda ABD-Çin rekabetinin bir yansıması olduğunu ifade eden Doç. Dr. Saygın, Çin’in Latin Amerika ile artan ticari ilişkilerinin ABD açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu söyledi. Saygın, “ABD, kendi ana karasına yakın bir hinterlandta Çin etkisinin kırılmasını ve Rusya’nın askeri desteğiyle bölge ülkelerinin ABD karşıtı pozisyon almalarının önüne geçmeyi hedefliyor. Bu yönüyle operasyon, Çin ve Rusya’ya açık bir güç gösterisi olarak da okunabilir” diye konuştu.
Avrupa’da Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle oluşan güvenlik boşluğuna da dikkat çeken Saygın, ABD’nin odağını Latin Amerika ve Pasifik’e kaydırmasının, Avrupa ülkelerini Rusya karşısında daha kırılgan bir konuma sürükleyebileceğini ifade etti. Bu durumun Avrupa Birliği açısından varoluşsal bir sorun yaratabileceğini dile getiren Saygın, Birliğin ya dağılma ya da savunma ve bütünleşme politikalarını güçlendirme arasında bir tercihle karşı karşıya kalabileceğini belirtti.
Türkiye açısından ne anlama geliyor?
Türkiye’nin geleneksel dış politika yaklaşımının bölgesel istikrar üzerine kurulu olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Emre Saygın, Ankara’nın ne istikrarsızlığın kaynağı olmak ne de böyle bir sürece zemin hazırlamak istediğini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki lider diplomasisinin son dönemde güçlenmesinin, Türkiye’yi bölgesel dengeler açısından daha etkili bir aktör konumuna taşıdığını ifade etti.
ABD’nin dikkatinin Pasifik’e kaydığı bir senaryoda Türkiye’nin Orta Doğu’da belirleyici bir rol üstlenebileceğini belirten Saygın, olası bir bölgesel statüko değişiminde Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket edebilecek kapasiteye sahip olduğunu kaydetti. İran’ın istikrarsızlığa sürüklenmemesinin Türkiye açısından önemli olduğuna dikkat çeken Saygın, buna rağmen Ankara’nın İran’ın bölgesel yayılmacı politikalarını dengeleyici mekanizmaları daha güçlü biçimde devreye sokabileceğini sözlerine ekledi.
Doç. Dr. Saygın, ABD’nin Venezuela müdahalesinin göründüğünden çok daha büyük küresel etkiler barındırdığını belirterek, uluslararası sistemin yeniden büyük güç rekabeti ve vekalet operasyonları üzerinden şekillenmeye başladığını söyledi.