İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan, son dönemde yaşanan şüpheli ölümler, intiharlar, polislerin görev sırasında hayatını kaybetmesi, okullardaki saldırılar ve Eskişehir’de kendisini yakan vatandaşın durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu. Hiç kimseyi peşinen suçlamadıklarını ve mahkeme kararı olmadan hüküm kurmadıklarını belirten Ulucan, yaşanan olayların bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini ifade etti. Ulucan, hükümetin sorumluluğunun yalnızca açıklama yapmak değil, sonuç üretmek olduğunu vurguladı.
“Bugünün faili meçhulleri ne olacak?”
Son dönemde peş peşe yaşanan ölümlerin, intiharların, şüpheli olayların ve toplumun güvenlik duygusunu sarsan saldırıların kamu vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturduğunu belirten Ulucan, kimseyi peşinen suçlamadıklarını ve mahkeme kararı olmadan herhangi bir kişi hakkında hüküm vermediklerini söyledi.
Devleti yönetmenin yalnızca geçmişin faili meçhul olaylarını araştırmakla sınırlı olmadığını ifade eden Ulucan, bugün yaşanan ölümlerin, saldırıların, ihmallerin ve toplumsal sorunların da üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğini kaydetti.
Çarşamba günü görev başında şehit olan polis memurunun acısının ardından, dün gece Kahramanmaraş’tan gelen şehit haberinin de milletin yüreğini yaktığını belirten Ulucan, vatanın ve milletin güvenliği için canını ortaya koyan polis memurunun hayatını kaybetmesinin yalnızca ailesinin değil, bütün Türkiye’nin kaybı olduğunu dile getirdi. Ulucan, şehitlere Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve emniyet teşkilatına başsağlığı diledi.
“Terörsüz Türkiye” hedefi üzerinden değerlendirmede bulunan Ulucan, terörün şehirlerde, okullarda ve mahallelerde görüldüğünü savundu.
Son 10 ayda 73 polisin intihar ettiği yönündeki açıklamaların görmezden gelinemeyecek bir tablo ortaya koyduğunu belirten Ulucan, her ölümün arkasında bir aile, yarım kalmış hayaller ve derin bir acı bulunduğunu ifade etti.
Ulucan, güvenlik güçlerinin neden giderek daha ağır risklerle karşı karşıya kaldığı, polislerin can güvenliği için gerekli tedbirlerin eksiksiz alınıp alınmadığı, saldırıların önlenmesi amacıyla istihbarat, denetim ve koordinasyon mekanizmalarının gerektiği gibi işletilip işletilmediği sorularının yanıtlanması gerektiğini kaydetti. Her olayın ardından taziye mesajları yayımlanıp birkaç gün sonra yaşananların unutulup unutulmadığının da sorgulanması gerektiğini belirtti.
Okullardaki saldırılar için kapsamlı inceleme istedi
Hafta içinde İstanbul’un Esenyurt ve Başakşehir ilçelerindeki okullarda yaşanan silahlı ve bıçaklı saldırılara dikkat çeken Ulucan, olayların çocukların ve öğretmenlerin güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.
Okulların çocukların güven içinde eğitim alması gereken yerler olduğunu belirten Ulucan, okul kapılarından bıçakların, silahların ve tehditlerin girmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Çocukların ve öğretmenlerin güvenliğinin sağlanması, okul çevrelerinin denetlenmesi gerektiğini vurgulayan Ulucan, bu alanlarda yaşanan sorunlar giderilmeden başarıdan söz edilemeyeceğini savundu.
Sorumluluğun yalnızca saldırıları gerçekleştiren kişilere yüklenerek konunun geçiştirilemeyeceğini belirten Ulucan, saldırganların okullara nasıl girdiğinin, daha önce tehdit veya şiddet belirtisi gösterip göstermediklerinin ve okul çevresindeki güvenlik tedbirlerinin neden yetersiz kaldığının açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Benzer olayların önlenmesi için hangi adımların atıldığının da ortaya konulması gerektiğini ifade eden Ulucan, okulların güvenlik zafiyetlerinin değil, devlet ciddiyetinin görüldüğü yerler olması gerektiğini dile getirdi.
Eskişehir’de kendisini yakan vatandaşın durumuna dikkat çekti
Eskişehir’de kendisini yakan vatandaşın durumunu da değerlendiren Ulucan, yaşananların toplumun içindeki ekonomik, sosyal ve psikolojik baskının göstergesi olduğunu savundu.
Bir vatandaşın çaresizlik içinde kendisini yakacak noktaya gelmesinin yalnızca bireysel bir olay olarak görülmemesi gerektiğini belirten Ulucan, kişinin hangi şartlarda bu noktaya sürüklendiğinin, sesinin duyulup duyulmadığının ve devletin sosyal destek mekanizmalarının neden zamanında devreye girmediğinin araştırılmasını istedi.
Vatandaşların sorunlarını çözmek için neden kendilerine zarar vermeyi, hayatlarını tehlikeye atmayı veya seslerini ancak bu şekilde duyurabileceklerini düşündüklerinin sorgulanması gerektiğini ifade eden Ulucan, bu sorular yanıtlanmadan olayların kişisel meseleler olarak değerlendirilmesinin sorumluluktan kaçmak anlamına geleceğini kaydetti.
Kaşif Kozinoğlu dosyasındaki gelişmelere işaret etti
Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında cezaevinde hayatını kaybetmesine ilişkin dosyanın yıllar sonra yeniden açılmasını önemli bir adım olarak nitelendiren Ulucan, Adalet Bakanlığı’nın açıklamasına göre soruşturmanın yeniden başlatıldığını ve olay tarihinde görev yapan 11 kişi hakkında adli işlem yapıldığını hatırlattı.
Ulucan, soruşturma devam ederken Kozinoğlu’nun cezaevindeki döneminde görev yapan, soruşturma kapsamında gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan doktor Turgay Tamer’in evinde ölü bulunmasının kamuoyunda yeni sorulara yol açtığını belirtti.
Tamer’in ölüm nedeninin açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade eden Ulucan, ölümün doğal nedenlerle mi gerçekleştiği, intihar olup olmadığı veya başka bir ihtimalin bulunup bulunmadığı sorularını gündeme getirdi. Bu soruların yanıtını kendilerinin bilemeyeceğini belirten Ulucan, hükümet yetkililerinin bunları açıklığa kavuşturması gerektiğini savundu.
Fon soruşturmasında adı geçen Ali Emre Ballı’nın da aracında silahla ölü bulunduğunu ve ölümünün intihar olduğunun öne sürüldüğünü hatırlatan Ulucan, bu olayın da bütün yönleriyle aydınlatılması gerektiğini ifade etti.
“Bütün ihtimaller delillerle ortaya konulmalı”
Hayatını kaybeden kişilerin ölümlerine ilişkin soruların yanıtlanmasını isteyen Ulucan, söz konusu kişilerin kendi iradeleriyle mi hayatlarına son verdiklerinin, yoksa herhangi bir baskı, tehdit, şantaj veya başka bir müdahale ihtimalinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirtti.
Olası bir müdahalenin bulunması hâlinde kimlerin sorumlu olduğunun tespit edilmesini isteyen Ulucan, olayların birbirinden tamamen bağımsız olup olmadığının da bilimsel ve hukuki delillerle ortaya konulması gerektiğini kaydetti.
Devletin görevinin bu noktada başladığını ifade eden Ulucan, görev başında şehit olan polis memurunun, Esenyurt ve Başakşehir’deki okul saldırılarının, Eskişehir’de kendisini yakan vatandaşın ve ülkenin farklı yerlerinde yaşanan şiddet, intihar ve çaresizlik olaylarının aynı temel soruna işaret ettiğini savundu.
Ulucan, Türkiye’de vatandaşların can güvenliğinin, çocukların güvenliğinin ve toplumun ruh sağlığının ciddi tehdit altında olduğunu ileri sürdü.
Adalet Bakanlığına ve ilgili kurumlara açık çağrı
Adalet Bakanı’na seslenen Ulucan, geçmişin faili meçhul olaylarının araştırılmasının önemli olduğunu ancak bugün yaşanan şüpheli ölümlerin, intiharların ve cinayetlerin de açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.
Polislerin neden görev başında şehit olduğu, çocukların okullarda neden bıçaklı saldırıların hedefi hâline geldiği ve vatandaşların neden kendilerine zarar verecek noktaya sürüklendiği sorularının yanıtlanmasını isteyen Ulucan, kamu görevlilerinin hayatını kaybettiği olaylarda bütün ihtimallerin araştırılıp araştırılmadığının da ortaya konulması gerektiğini ifade etti.
Okullardaki saldırıların arkasındaki sebeplerin incelenmesini isteyen Ulucan, ölüm dosyalarının yalnızca “intihar”, saldırıların ise “münferit olay” denilerek kapatılmasına karşı olduklarını söyledi. Vatandaşların yaşadığı çaresizliğin görmezden gelinmemesi gerektiğini de vurguladı.
Hukuk devletinin şüpheleri ortadan kaldırmak için delilleri toplaması, kamera ve HTS kayıtlarını incelemesi, adli tıp çalışmalarını yürütmesi ve tanıkları dinlemesi gerektiğini belirten Ulucan; okullardaki güvenlik açıklarının, kamu görevlilerinin korunması için alınmayan tedbirlerin ve sosyal destek mekanizmalarındaki aksaklıkların da araştırılmasını istedi.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve kamuoyuna açık, anlaşılır, tatmin edici yanıtlar verilmesi gerektiğini ifade eden Ulucan, milletin devlete olan güveninin şeffaflıkla güçleneceğini kaydetti.
Okul güvenliğinin güçlendirilmesini istedi
Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve ilgili tüm kurumlara çağrıda bulunan Ulucan, görev başında şehit olan polis memurunun ölümüne ilişkin soruşturmanın bütün yönleriyle yürütülmesini istedi.
Esenyurt ve Başakşehir’deki okul saldırılarının tüm boyutlarıyla araştırılması, sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemlerin yapılması ve okullardaki güvenlik tedbirlerinin derhâl güçlendirilmesi gerektiğini belirten Ulucan, Eskişehir’de kendisini yakan vatandaşın yaşadığı çaresizliğin nedenlerinin de araştırılmasını talep etti.
Sosyal devlet mekanizmalarının neden devreye girmediğinin açıklanması gerektiğini kaydeden Ulucan, son dönemde yaşanan şüpheli ölümlerin, intiharların ve kamu vicdanında soru işareti oluşturan olayların bütün yönleriyle incelenmesini istedi.
Birbirinden bağımsız görünen olaylar arasında bağlantı bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirten Ulucan, ihmal, kusur, baskı, tehdit veya suça iştirak tespit edilmesi hâlinde sorumluların hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini ifade etti. Herhangi bir bağlantı bulunmaması durumunda da bunun delillerle ortaya konulmasını isteyen Ulucan, hiçbir ölümün, çaresizliğin veya saldırının ardından oluşan şüphelerin cevapsız bırakılmaması gerektiğini vurguladı.
“Bizim istediğimiz intikam değil, adalet”
İstediklerinin intikam almak, insanları suçlamak veya siyasi hesaplaşma olmadığını belirten Ulucan, adalet ve güvenlik istediklerini dile getirdi.
Çocukların okullarda korkmadan eğitim görmesini, polislerin görev başında korunmasını ve vatandaşların çaresizlik içinde kendilerine zarar vermek zorunda kalmadığı bir sosyal devlet anlayışının hayata geçirilmesini isteyen Ulucan, gerçeğin ortaya çıkarılması ve milletin kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesi gerektiğini söyledi.
Hükümetin sorumluluğunun yalnızca açıklama yapmak değil, sonuç üretmek olduğunu vurgulayan Ulucan, iktidar olmanın yalnızca yetki kullanmak anlamına gelmediğini, kullanılan yetkinin hesabının millete verilmesi gerektiğini ifade etti.
“Liyakat sadakate, adalet ayrıcalığa teslim edilemez”
Devlet ile hükümetin birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirten Ulucan, devletin kalıcı, hükümetlerin ise geçici olduğunu söyledi. Devletin millete ait olduğunu ve kamu makamlarının millete hizmet etmek için bulunduğunu dile getiren Ulucan, devlet kurumlarını yıpratan, milletin adalet duygusunu zedeleyen ve kamu kaynaklarına ilişkin güveni sarsan ihmallerin üzerine gidilmesi gerektiğini kaydetti.
Liyakatin sadakate, adaletin ayrıcalığa ve kamu yararının kişisel çıkarlara teslim edilemeyeceğini belirten Ulucan, liyakatin kaybolmasıyla güvenin de kaybolacağını savundu. Denetimin zayıflamasının usulsüzlüklerin önünü açacağını, hesap sorulmamasının cezasızlığı büyüteceğini ve bunun da kurumlara duyulan güvene zarar vereceğini ifade etti.
Ulucan, “İşte bizim itirazımız bu düzendir!” sözleriyle açıklamasını sürdürdü.
Mehmet Akif Ersoy’un dizelerini hatırlattı
Açıklamasında Mehmet Akif Ersoy’un dizelerine de yer veren Ulucan, şu ifadeleri aktardı:
“Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, Gelir de Adl-i İlahi sorar Ömer’den onu.”
Ulucan, bu dizelerin işaret ettiği adalet anlayışına ihtiyaç duyulduğunu belirterek milletin evlatlarının güvenliğinin, alın terinin, milyarlarca liralık ekonomik kayıpların ve devletin itibarının hesabını soran bir anlayışın gerekli olduğunu ifade etti.
Allah’ın adaletinin şaşmayacağına inandıklarını belirten Ulucan, bu dünyada da adaletin şaşmamasını istediklerini dile getirdi.
Açıklamasının sonunda devletin vatandaşına yalnızca “şüphe etme” demek yerine şüpheleri giderecek delilleri ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Ulucan, olaylar yaşanmadan önce tedbir alan ve yalnızca taziye mesajları yayımlamakla kalmayıp vatandaşlarının canını koruyan bir devlet anlayışına ihtiyaç olduğunu söyledi.
Ulucan, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, kamu vicdanında da tecelli etmesi gerektiğini belirtti.