03 Ekim 2026, Cumartesi
Eskişehir Durum | Eskişehir Gündem | Eskişehir’de “Yan Yana” forumunda birleşik muhalefet çağrısı

Eskişehir’de “Yan Yana” forumunda birleşik muhalefet çağrısı

Eskişehir’de düzenlenen “Birleşik Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” forumunda emek, demokrasi, sağlık, gençlik ve medya gündemi ele alındı.

Eskişehir’de düzenlenen “Birleşik Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” forumunda emek, demokrasi, sağlık, gençlik ve medya gündemi ele alındı.

KAYNAK: (HABER MERKEZİ)
MUHABİR: Elif Fıçıcı
Eskişehir’de “Yan Yana” forumunda birleşik muhalefet çağrısı

Eskişehir’de “Birleşik Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” programı Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Forumda siyasetçiler, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar bir araya gelirken, katılımcılar farklı başlıklardaki görüş ve taleplerini kürsüden dile getirdi. Forumun konuşmacıları arasında Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray, SOL Genç adına Barlas Aksoku, gazeteci İsmail Arı, Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Nergis Uygun ve YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın yer aldı. Etkinliğe YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, YENİ Parti Eskişehir Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz, gazeteci İsmail Arı ve çok sayıda STK temsilcisi ile vatandaş katıldı. Forumun 3 Ekim’de saat 14.00’te Yunus Emre Kültür Merkezi’nde yapılacağı daha önce duyurulmuştu.

Erdoğdu: “Ortak siyasi iradeye ihtiyaç var”

Forumda konuşan Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, Türkiye’nin farklı bölgelerinde sürdürülen emek ve demokrasi mücadelelerinin ortak bir siyasi geleceğe nasıl dönüştürülebileceği üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’deki yönetim yapısına yönelik eleştirilerde bulunan Erdoğdu, başkanlık rejimi adı altında devlet kurumlarının tek kişinin siyasi iradesine ve çevresindeki çıkar gruplarına bağlandığını savundu. Son dönemde gündeme gelen fon krizini de bu yapının bir örneği olarak değerlendiren Erdoğdu, yaşananların yalnızca finansal bir mekanizma olarak ele alınamayacağını ifade etti.

Erdoğdu, dünyadaki finansal sistemde şirketlerin kendi hisselerini satın alarak değerlerini artırmasına dayanan “buyback” uygulamasına değinerek, Türkiye’deki fon krizinin bundan farklı bir nitelik taşıdığını söyledi.

“Bizdeki fon krizi basitçe şirketlerin bu ‘buyback’ dedikleri kendi hisselerini satın almak yoluyla değerlerini şişirme operasyonundan ibaret değildir. Daha farklı bir olguyla karşı karşıyayız” diyen Erdoğdu, bunun organize suç yapılanması olduğunu ileri sürdü.

Türkiye’de ekonomik ve siyasi yapı arasındaki ilişkiye de değinen Erdoğdu, ihale dağıtımındaki kayırmacılık, belirli şirketlere aktarılan krediler, kamu kaynaklarının şeffaf olmayan biçimde kullanılması ve ekonomik gücün dar bir çevrede toplanmasının eleştirdiği yapının unsurları olduğunu söyledi.

Erdoğdu, “Meclisin denetim gücü etkisizdir. Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmıştır. Basın özgürlüğü sistematik bir biçimde bastırılmaktadır. Kamu kurumlarında liyakat değil sadakat egemendir” ifadelerini kullandı.

Ekonomik eşitsizlik ile siyasi otoriterleşmenin birbirini beslediğini savunan Erdoğdu, sendikal örgütlenmenin zayıflaması, basının denetim işlevinin daralması ve yargı bağımsızlığının aşınmasının toplumun karar alma süreçlerine etkisini azalttığını belirtti.

“Yerel mücadeleler ortak siyasi zemine dönüşmeli”

Türkiye’nin farklı bölgelerinde işçiler, köylüler, kadınlar, gençler ve adalet arayan ailelerin çeşitli mücadeleler yürüttüğünü ifade eden Erdoğdu, Eskişehir’deki emek ve demokrasi mücadelesinin de bu bütünün parçası olduğunu söyledi.

Yerel mücadelelerin ücret, çalışma koşulları, çevre, eşitlik ve adalet gibi somut sorunlardan doğduğunu belirten Erdoğdu, bu mücadelelerin ortak bir siyasi zeminde buluşması gerektiğini ifade etti.

Erdoğdu, geçmişteki Emek Platformu ve 2013 Gezi eylemleri üzerinden de değerlendirmelerde bulundu. Bu deneyimlerin kitlesel mücadele bakımından önemli olduğunu ancak kalıcı bir siyasi iktidar alternatifine dönüşemediğini belirterek, “Kitlesellikten siyasi sonuca geçişin ayrıca örgütlenmesi gerektiği” görüşünü dile getirdi.

Erdoğdu, önlerindeki görevi ise “Çoban ateşlerini birleştirmek, mücadelelerin özgün taleplerini koruyarak onları ortak bir ülke tasavvurunda buluşturmak” şeklinde tanımladı.

Birleşik muhalefetin temelinde laiklik, demokratik ve sosyal hukuk devleti, eşit yurttaşlık, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve özgürlükler, emeğin hakları ve parlamenter rejimin bulunması gerektiğini söyleyen Erdoğdu, farklı siyasi geleneklerin ortak ilkeler üzerinden birlikte hareket edebileceğini belirtti.

Erdoğdu ayrıca yerel düzeyde ortak karar alabilen ve mahallelere, iş yerlerine ve köylere ulaşabilen birlikteliklerin oluşturulması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri bu mücadelenin önemli alanlarından biri olarak nitelendiren Erdoğdu, seçimlere hazırlığın halkın örgütlü gücünü büyütmesi gerektiğini söyledi.

Aksaray: “Sağlık hakkı demokrasi meselesine geliyor”

Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray ise forumda sağlık alanındaki sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Aksaray, farklı düşünce ve yaşam deneyimlerinden gelen kişilerin ortak kaygılar ve umutlar nedeniyle bir araya geldiğini belirterek, sağlık hakkının ülkenin yönetim biçimi ve kaynakların nasıl kullanıldığıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Türkiye’de sağlık hizmetlerinin bir hak olmaktan çıkarılarak metalaştırıldığını savunan Aksaray, yoksulluk ve eşitsizliğin sağlık üzerindeki etkisine dikkat çekti.

“Randevu bulamıyoruz, yatak bulamıyoruz, katkı katılım paylarına rağmen ilaç bulamıyoruz, aşı bulamıyoruz” diyen Aksaray, çocukların hâlâ kızamık olduğunu ve bunun önemli bir sağlık sorunu olduğunu ifade etti.

Şehir hastanelerine de değinen Aksaray, mevcut sistemin hem hastalar hem de sağlık çalışanları açısından sorunlar yarattığını savundu. Aksaray, 2025 yılında yaklaşık 1,4 milyar sağlık kurumu başvurusu olduğunu ve bunun kişi başına yaklaşık 13 başvuruya karşılık geldiğini söyledi.

Sağlığın yalnızca hastanelerde verilen hizmetlerden ibaret olmadığını belirten Aksaray; yeterli beslenme, barınma, temiz su, temiz hava, güvenli yaşam ve nitelikli eğitimin de sağlıkla bağlantılı olduğunu ifade etti.

Aksaray, sağlık hizmetlerinin kamusal ve kamucu olması gerektiğini belirterek, herkesin eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmetine erişebilmesini istediklerini söyledi.

Demokrasi ile sağlık hakkı arasında doğrudan bağ bulunduğunu savunan Aksaray, farklı toplumsal kesimlerin birbirlerinin mücadelelerini sahiplenmesi gerektiğini dile getirdi.

“Birimizin hakkı ihlal edildiğinde, diğerimiz bunun kendi meselesi olduğunu görebilmeli” diyen Aksaray, işçinin grevi, hekimin çalışma koşulları, emeklinin geçim mücadelesi, öğrencinin barınma talebi ve köylünün toprağını savunmasının ortak bağlar taşıdığını söyledi.

Gençlerin gündeminde eğitim, barınma ve gelecek kaygısı

SOL Genç adına konuşan Barlas Aksoku ise gençlerin yaşadığı sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gençlerin sorunlarının yalnızca ekonomik olmadığını ifade eden Aksoku, eğitim hayatını sürdürebilmek için çalışmak zorunda kaldığını belirterek kendi deneyiminden örnek verdi.

Aksoku, eğitim sisteminin piyasalaştığını savunarak gençlerin ucuz iş gücü olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Barınma sorununa da değinen Aksoku, öğrencilerin küçük odalarda kalabalık şekilde yaşamak zorunda kaldığını ve kiraların öğrencilerin gelirleri üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu ifade etti.

Gençler adına laik, bilimsel, parasız ve nitelikli eğitim talebini dile getiren Aksoku, anadilde eğitim talebinin de demokratik ve kültürel bir hak olduğunu söyledi.

Eğitimdeki eşitsizliklerin sınıfsal eşitsizlikleri yeniden üretebildiğini savunan Aksoku, bir çocuğun doğduğu ailenin ekonomik durumunun geleceğini belirlememesi gerektiğini ifade etti.

Üniversitelerin yalnızca ders ve sınavlardan ibaret olmadığını belirten Aksoku, özerk ve demokratik üniversite talebini dile getirdi. Üniversitelerde öğrencilerin, akademisyenlerin ve çalışanların karar süreçlerinde söz sahibi olması gerektiğini söyledi.

Aksoku, gençlerin barınma, eğitim ve çalışma sorunlarının birbirinden bağımsız olmadığını belirterek, öğrencilerin üniversitelerde, yurtlarda, iş yerlerinde ve mahallelerde örgütlenmesi gerektiğini ifade etti.

Konuşmasının sonunda gençlerin geleceklerini sandığa, patronlara veya tepeden alınan kararlara bırakmayacağını söyleyen Aksoku, “Üniversitelerde, iş yerlerinde, sokaklarda, mahallelerde örgütlenecek; emeğin, bilimin, özgürlüğün ve halkın sözünün egemen olduğu bir düzen için yan yana mücadele edeceğiz” dedi.

Gazeteci İsmail Arı: “Medya için kritik bir döneme girildi”

Gazeteci İsmail Arı ise konuşmasında basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yargı üzerinden bir korku ortamı oluşturulduğunu ve bağımsız medyanın baskı altında olduğunu savunan Arı, Halk TV ve Sözcü TV’ye yönelik açıklamaları örnek gösterdi.

T24, Cumhuriyet, Evrensel ve Sol Haber gibi medya kuruluşlarına yönelik erişim engeli kararlarını da gündeme getiren Arı, medya alanında topyekûn bir kuşatma olduğunu ileri sürdü.

Arı, son dönemde gazetecilerin tutuklanmasına ilişkin çeşitli örnekler verdi. Gazeteciler Fatih Ergin, Barış Terkoğlu, Oya Lale Özanar, Fatih Altaylı, Furkan Karabay, Deniz Yücel ve Suat Toktaş hakkında yaşanan süreçlere değinen Arı, bu uygulamaların gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğunu savundu.

Sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerine de dikkat çeken Arı, gazetecilerin, akademisyenlerin ve yurttaşların sosyal medya hesapları hakkında peş peşe kararlar verildiğini söyledi.

Arı, ifade ve basın özgürlüğünün demokratik toplumların temel unsurlarından olduğunu belirterek, “Bizim buna, bu yapılanlara teslim olmamamız lazım. Boyun eğmememiz lazım” ifadelerini kullandı.

Uygun: “Mühendis ucuz iş gücü değildir”

Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Nergis Uygun da mühendislerin çalışma koşulları ve sanayinin geleceğine ilişkin konuştu.

Mühendislerin ülkenin sanayi ve teknoloji altyapısındaki rolüne dikkat çeken Uygun, mühendislik eğitiminin, sorumluluğunun ve mesleki risklerin karşılığının çalışma koşullarına ve ücretlere yeterince yansımadığını savundu.

Genç mühendislerin iş bulma ve gelecek kaygısı yaşadığını belirten Uygun, düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarının nitelikli insan gücünün meslekten uzaklaşmasına veya yurt dışında çalışma arayışına yönelmesine neden olduğunu ifade etti.

Uygun, üretim, Ar-Ge ve teknoloji yatırımları arasında doğrudan ilişki bulunduğunu belirterek makine, enerji, elektronik, otomotiv, savunma ve kimya gibi alanlarda yerli teknoloji geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Kamuda çalışan mühendislerin özlük haklarının da güçlendirilmesini isteyen Uygun, ek ödemeler, tazminatlar, kariyer ve uzmanlık haklarının yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.

“Kamu kurumlarında yükselmeler liyakata dayalı olmalıdır” diyen Uygun, konuşmasının sonunda “Mühendis ucuz iş gücü değildir. Mühendislik yalnızca bir diploma değildir. Mühendislik; bilgi, emek, sorumluluk ve geleceği kurma mesleğidir” ifadelerini kullandı.

Günaydın: “Yan yanalığın yollarını döşemek zorundayız”

Forumda konuşan YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ise siyasi gelişmeler, medya, gençlik ve muhalefetin birlikte hareket etmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Günaydın, tutuklu bulunduğu dönemde ziyaret ettiğini belirttiği Deniz Göktaş’ın sözlerini aktararak gençlerin Türkiye’nin geleceğine ilişkin kaygılarına dikkat çekti.

Türkiye’de yaşanan sorunların yalnızca belirli bir siyasi aktörle sınırlı olmadığını savunan Günaydın, “Erdoğan’la uğraşmıyoruz, Erdoğan kim ki? Biz dünyada ve Türkiye’de oluşan rejimle uğraşıyoruz” dedi.

Dünyada yaşanan ekonomik ve siyasi dönüşümlere de değinen Günaydın, teknoloji ve sermayenin birleşmesiyle “tekno-oligarşi” olarak nitelendirdiği yeni bir yapının ortaya çıktığını savundu. Küreselleşmeden bölgeselleşmeye doğru bir değişim yaşandığını ileri süren Günaydın, bu gelişmelerin Türkiye ve bölge üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’de farklı siyasi aktörlerin zaman içerisindeki değişimlerini de örneklerle anlatan Günaydın, Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş, Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu gibi isimleri konuşmasına taşıdı. DSP’nin Cumhur İttifakı içerisindeki konumuna ve CHP’nin mevcut siyasi pozisyonuna da değinen Günaydın, Türkiye’de siyasi dengelerin zaman içerisinde değiştiğini söyledi.

“Gençler, kadınlar ve emekçiler yeni dünya kurabilir”

Günaydın, 19 Mart sürecinde yaşanan gelişmelere ve Saraçhane’de düzenlenen mitinglere de değindi. İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatları aşarak Saraçhane’ye geldiğini söyleyen Günaydın, gençlerin siyasi süreçlerdeki rolüne dikkat çekti.

“Gençler, kadınlar, ‘hayır’ diyenler, emekliler, işsizler, işçiler, köylüler… Biz bir yeni dünya kurabiliriz” diyen Günaydın, siyasi partilerin de gençlerin ve kadınların dışarıdan yön vermesine ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Günaydın ayrıca son dönemde sosyal medya hesapları ve internet sitelerine yönelik erişim engellerini gündeme getirdi. Bu uygulamalara ilişkin hukuki süreci eleştiren Günaydın, muhalefetin farklı kesimlerinin bu konuda ortak hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

Günaydın, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurudan söz ederek, 7 Ekim saat 12.00’de Anayasa Mahkemesi önünde gazeteciler, erişim engeli getirilen sitelerin sahipleri ve haber alma hakkının engellendiğini düşünen yurttaşlarla bir araya gelme çağrısında bulundu.

“Yan yana isek bu yan yanalığın yollarını döşemek zorundayız” diyen Günaydın, farklı yaşam biçimleri nedeniyle baskı gördüğünü belirten kesimlerin de ortak mücadele içinde yer alması gerektiğini söyledi.

Günaydın, siyasi partilerin tek başına toplumsal muhalefetin bütün yükünü taşıyamayacağını belirterek, siyasi partilerin yurttaşlar tarafından denetlenmesi ve ortak işlerde birlikte hareket edilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahalle, fabrika, tarla ve yaşam alanlarında örgütlenmenin önemine dikkat çeken Günaydın, doğrudan demokrasinin güçlendirilmesi gerektiğini savundu.

“Erken seçim” ve anayasa tartışması

Günaydın konuşmasının son bölümünde Cumhurbaşkanı seçimi, genel seçimler ve anayasa değişikliği konularına değindi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin mevcut anayasal çerçeve üzerinden değerlendirmelerde bulunan Günaydın, erken seçim kararının bu tartışmayla bağlantılı olduğunu savundu.

“Bugünden itibaren Erdoğan’ın erken seçimine ‘evet’ demek, Erdoğan’ın yeniden seçime girmesine ‘evet’ demektir” ifadelerini kullanan Günaydın, yeni bir anayasa ihtiyacı bulunduğunu ancak bunun mevcut siyasi aktörlerle yapılmaması gerektiğini savundu.

Günaydın, konuşmasını toplumsal kesimlerin ortak mücadele yürütmesi gerektiği yönündeki çağrısıyla tamamladı.

Forumda yapılan konuşmaların ardından siyasetçiler, meslek örgütleri, STK temsilcileri ve vatandaşlar da kürsüye çıkarak farklı alanlardaki görüşlerini ve taleplerini dile getirdi.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız