Günaydın, özellikle çocuk istismarının toplum vicdanını en derinden yaralayan suçlardan biri olduğunu vurguladı. “Tabii bu hepimizin yüreğini kanatan eylemler, bende en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini düşünenlerdenim. Fakat ceza adaleti dediğimiz şey sadece öfkeyi o an yatıştırmak değil, kalıcı ve etkin çözümler üretmeyi de gerektirir” dedi.
İdam cezasının, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve evrensel insan hakları standartlarıyla bağdaşmadığını ifade eden Günaydın, “Dolayısıyla sadece popülist bir yaklaşımla idamın getirilmesini söylemek doğru değildir. Özellikle çocuk istismarı dediğimizde bir baba olarak da beni çok yaralayan bir konu. Çocuklarımızı koruyacak güçlü sosyal politikaları, etkin kolluk hizmetlerini ve yargı mekanizmasını kurmak daha etkili bir çözüm olacaktır. Mevcut durumda Türkiye’nin taraf olduğu yapısal açıdan baktığımızda idamın getirilmesi mümkün görünmemektedir” diye konuştu.
Genel ceza adaletinde “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin bulunduğunu hatırlatan Günaydın, “Aksi halde yargısız infaz dediğimiz bir uygulama olur. Dünyaya baktığınızda idam cezası 5-6 ülkede fiilen uygulanmaktadır. Çağdaş hukuk sistemlerinde en ağır ceza müebbet hapistir. Yargılamanın sonucunda idam cezası uygulamak, kişinin hayatına son verme iradesini ortaya koymaktır. Bu da çağdaş hukuk sistemi açısından uygulanmaması gereken bir yöntemdir” ifadelerini kullandı.
En ağır cezaların artırılması gerektiğini de dile getiren Günaydın, “Evet, en ağır ceza mümkünse ağırlaştırılmış müebbet hapis olmalıdır. Ancak daha da önemlisi özellikle çocukların korunmasıyla ilgili sosyal politikaların geliştirilmesine ağırlık verilmesi gerektiğine inananlardanım” dedi.