17 Ağustos 1999 sabahı meydana gelen Kocaeli/Gölcük merkezli deprem, Türkiye tarihindeki en büyük depremlerden biri olarak hafızalara kazındı. Saat 03.02’de meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki deprem 45 saniye sürdü ve yurdun birçok noktasında hissedildi.
Resmi raporlara göre depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybederken, 23 bin 781 kişi yaralandı ve 285 bin 211 ev hasar gördü.
Eskişehir’de de büyük yıkıma neden olan depremde yıkılan tek bina, Tepebaşı ilçesi Merkez Yeni Mahallesi Sivrihisar-1 Caddesi üzerinde bulunan 8 katlı Tarhan Apartmanı oldu. Binanın yıkılması sonucu 33 kişi hayatını kaybetti.
O gün 16 yaşında olan Meral Şurabatır ise Tarhan Apartmanı’nın 4’üncü katında enkaz altında kaldı. Yaklaşık 20 saat boyunca yaşam mücadelesi veren Şurabatır, ekiplerin saatler süren çalışması sonucunda enkazdan sağ olarak çıkarıldı.

Eskişehir’de 33 Kişinin Hayatını Kaybettiği Bina
17 Ağustos Depremi’nin üzerinden yıllar geçmesine rağmen Tarhan Apartmanı’nda yaşananlar, depremi yaşayanların hafızasında tazeliğini koruyor.
Deprem sırasında binanın 4’üncü katında bulunan Meral Şurabatır, enkaz altında yaklaşık 20 saat kaldı. Şurabatır’ın yanında teyzesi bulunurken, ağabeyi de aynı evdeydi.
Ekiplerin uzun süren çalışmaları sonucunda enkazdan sağ çıkarılan Şurabatır, yaşadığı anları yıllar sonra da unutmadığını belirtti.
Yıkımın Olduğu Yerde Günümüzde Başka Bir Apartman Bulunuyor
Tarhan Apartmanı’nın yıkıldığı nokta, depremden sonra bir süre boyunca anıt olarak kullanıldı. Depremde yakınlarını kaybeden kişiler, her yıl 17 Ağustos’ta bu noktaya gelerek sevdiklerini dualarla andı.
Aradan geçen yılların ardından Tarhan Apartmanı’nın yerine 8 katlı başka bir apartman inşa edildi. Günümüzde ise Sivrihisar-1 Caddesi’nde hayat olağan akışında devam ediyor.
Ancak depremden sağ kurtulan Meral Şurabatır için söz konusu cadde, yaşananların izlerini taşımaya devam ediyor.
“Oraya Misafir Olarak Gitmiştim”
Şu anda 42 yaşında olan Meral Şurabatır, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’ni Eskişehir’de yaşadığını belirterek, Tarhan Apartmanı’na misafir olarak gittiğini söyledi.
Şurabatır, “17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’ni Eskişehir’de yaşadım. Eskişehir’de yıkılan tek binadaydım. Oraya misafir olarak gitmiştim. Enkazda kaldığım 20 saatlik yaşam mücadelesini kazandım ve şu an buradayım. Aradan 27 yıl geçti ama hâlâ ilk günkü gibi acısı çok taze” dedi.
Yaşadıklarının unutulmadığını ifade eden Şurabatır, “Unutulmuyor ya da en azından biz unutmuyoruz. Unutanlar tabii ki var. 17 Ağustos dediğimizde, ‘Neydi ki?’ diyenler var. ‘Ateş düştüğü yeri yakar’ diye bir laf vardır, gerçekten öyle” ifadelerini kullandı.
Depremde yakınlarını da kaybettiğini belirten Şurabatır, “Benim kayıplarım da oldu; ağabeyimi, teyzemi kaybettim. Bu sebeple Ağustos ayını hiç sevmiyorum” diye konuştu.
“Binamız Yıkıldı, Enkaz Altındayız, Bize Kimse Yardım Edemez”
Deprem sırasında 16 yaşında olduğunu ve daha önce hiç deprem yaşamadığını anlatan Şurabatır, ilk anda ne olduğunu anlayamadığını söyledi.
Şurabatır, “Deprem zamanı 16 yaşındaydım ve hayatımda hiç deprem yaşamamıştım. Deprem olduğunda ne olduğunu anlamadım. Teyzem yanımdaydı. Enkaz altında teyzemle birlikteydik. Deprem olduğunu ve binamızın yıkıldığını bana teyzem söyledi, ben o şekilde anladım, çünkü ne olduğunu anlamamıştım” dedi.
Ağabeyinin de aynı evde olduğunu aktaran Şurabatır, enkaz altında yaşananları şöyle anlattı:
“Aynı evde ağabeyim de vardı. Ağabeyimden yardım istiyordum. Üzerime dolap düştüğünü düşünüyordum, dolabı kaldırmasını istiyordum. O ara teyzem söyledi, ‘Meral bağırma, deprem oldu ve binamız yıkıldı, enkaz altındayız, bize kimse yardım edemez’ diye söyledi.”
Enkaz altında ilk saatlerde çok sayıda yardım çığlığı duyduğunu belirten Şurabatır, “İlk saatler enkaz altından sürekli yardım sesleri geliyordu, insanlar çığlık çığlığa bağırıyordu, ağlayan bebek seslerini duydum. İnanılmaz kötü durumdu. Zaman geçtikçe yardım sesleri, çığlıklar kesilmeye başladı” ifadelerini kullandı.
Enkaz altında insanların hayatını kaybettiğini düşündüğünü belirten Şurabatır, “İnsanların teker teker öldüğünü düşündüm ki öyle, çünkü kurtulan sayısı çok çok az. Bildiğime göre ben son çıkan kişiymişim, benden sonra çıkan olmamış” dedi.
“20 Saat Bana 20 Yıl Gibi Geçti”
Sekiz katlı binanın 4’üncü katında olduklarını belirten Şurabatır, teyzesiyle aynı yatakta bulunduğunu ve ağabeyinin de karşı yatakta olduğunu söyledi.
Şurabatır, “Teyzemle aynı yatakta yattığım için yanımdaydı. Teyzem yaşıyordu, ben çıktıktan sonra vefat etmiş. Ağabeyimle aynı odadaydık, karşı yatağımda yatıyordu. Doktorların söylediğine göre ağabeyim o an vefat etmiş” dedi.
Enkaz altında geçen 20 saatin kendisi için çok uzun olduğunu vurgulayan Şurabatır, “20 saat bana 20 yıl gibi geçti. Gerçekten içeride zaman hiçbir şekilde geçmiyor, saat kavramı diye bir şey yok, ışık diye bir şey yok, her yer kapkaranlık. Hava yok, oksijen yok, nefes alamıyoruz. Üzerimizde kolonlar var, hareket edemiyoruz. 20 saat bu şekilde kurtarılmayı bekledim” diye konuştu.
“Burası Bir Anıt Olarak Kalsın İsterdik”
Enkaz altında geçirdiği saatlerin ardından ekiplerin kendisine ulaştığı anları da anlatan Şurabatır, kurtarılacağını kepçenin sesini duyduğunda anladığını söyledi.
Şurabatır, “En son bize ulaştıklarında kepçenin sesini hissettim. Hatta teyzemle, ‘Sanırım bizi buldular, üzerimizde kepçe var’ demiştik. Sonra insanların seslerini yavaş yavaş duymaya başladım” dedi.
Dönemin sivil savunma ekibinde görev yapan Bayram isimli kişinin kendisine ulaştığını belirten Şurabatır, “O dönemin sivil savunma ekibinde olan Bayram ağabeyim, buradan çok selamım olsun, ben elimi çıkarmıştım ve o elimi tuttu. Zaten o elimi tuttuktan sonra dedim ki, ‘Evet, buraya kadar bitti, kurtuldum, yaşayacağım’” ifadelerini kullandı.
Şurabatır, enkazdan çıkarıldığı anları da “Büyük bir alkış kıyamet içinde çıktım ama tabii teyzem benim kadar şanslı olamadı, teyzem ambulansta vefat etmiş” sözleriyle anlattı.
İlk yıllarda her 17 Ağustos’ta ailesiyle birlikte Tarhan Apartmanı’nın bulunduğu noktaya gittiklerini belirten Şurabatır, burada yakınlarını andıklarını söyledi.
Şurabatır, “Biz ilk seneler her 17 Ağustos’ta oraya ailemle birlikte fotoğraflarla, mumlarla anmaya gidiyorduk. Yakınlarını kaybedenler gece 03.00’te orada toplanırdı. Burası bir anıt olarak kalsın isterdik” dedi.
Her yıl 17 Ağustos’ta aynı noktada sevdiklerini anmak istediklerini ifade eden Şurabatır, “Her yıl 17 Ağustos’ta gidelim, orada en azından sevdiklerimizi analım. Tabii ki bir yer, mekan fark etmiyor anmak için ama bizim de böyle bir anıtımız olsun gerçekten çok isterdim” diye konuştu.
Tarhan Apartmanı’nın bulunduğu caddeden hâlâ geçemediğini belirten Şurabatır, “O caddeden hâlâ geçemem. Mecbur kaldığım sürece de, o tarafa zaten hiç bakamam” ifadelerini kullandı.
“Ortalık Çok Kötüydü, Her Yer Toz Duman Olmuştu”

Meral Şurabatır’ın yanı sıra, çevre esnafı Cemil Ün de 17 Ağustos 1999 günü yaşananlara ilişkin kısa bir değerlendirmede bulundu.
Sivrihisar Caddesi’nde 50 yıldır fotoğrafçılık yaptığını belirten Ün, deprem sırasında bölgede olduğunu ve olay yerine ilk gelenlerden biri olduğunu söyledi.
Ün, “Sivrihisar Caddesi’nde 50 senelik fotoğrafçıyım. Deprem olduğunda buradaydım. İlk gelenlerdenim, hatta arkadaşımın annesi öldü” dedi.
Deprem sonrasında çevrede oluşan manzarayı anlatan Ün, “Ortalık çok kötüydü, her yer toz duman olmuştu. Benim dükkanın üstünde oturan bir astsubay vardı, onunla yardıma gitmişti. Yapacak bir şey yoktu, çok üzüldük” ifadelerini kullandı.