Metal heykel sanatçısı Mücahit Diyar Arız, heykel sanatına üniversite yıllarında başladığını, ancak sanatla olan ilişkisinin çocukluğundan itibaren resim çizerek şekillendiğini söyledi. Çalışmalarında özellikle deniz temasını işleyen Arız, ilhamını ise ailesinin mesleği olan balıkçılıktan aldığını ifade etti.
Arız, heykel sanatına başlamadan önce çocukluğundan beri resim çizdiğini belirterek, sanat yolculuğunun üniversite sınavlarının ardından heykel bölümünü kazanmasıyla başladığını anlattı. Heykel serüveninin üniversite hayatında başladığını dile getiren Arız, o dönemden itibaren kendisini metal heykel alanında geliştirmeye başladığını söyledi.
Heykel serüveni üniversitede başladı

Heykel sanatına nasıl başladığını anlatan Mücahit Diyar Arız, sanatla ilk temasının heykelden önce resim üzerinden olduğunu belirtti. Çocukluğundan beri resim çizdiğini ifade eden Arız, üniversite sınavlarının ardından heykel bölümünü kazanmasıyla birlikte bu alandaki çalışmalarının başladığını söyledi.
Arız, heykel serüveninin üniversite hayatıyla başladığını belirterek, öncesinde resimle ilgilendiğini ve bu sürecin kendisini heykel sanatına taşıdığını dile getirdi.
Çalışmalarında ağırlıklı olarak deniz temasını işlemesinin nedenine de değinen Arız, bunun temelinde ailesinin mesleğinin bulunduğunu söyledi. Ailesinin balıkçılıkla uğraştığını belirten Arız, kendisinin de çocukluğundan beri bu mesleğin içinde olduğunu ifade etti.
Arız, “İlhamım aile mesleğimizden geliyor. Aile mesleğimiz bizim balıkçılık. Ben de çocukluğumdan beri bu mesleğin içerisindeyim” ifadelerini kullandı.
Babası, ailesi ve amcalarından öğrendiklerinin sanatsal hayatını şekillendirdiğini anlatan Arız, yaptığı çalışmalarda kişinin kendi yaşamından ve deneyimlerinden bir şeyler katması gerektiğine inandığını söyledi.
Deniz ekosistemi çalışmalarına ruh veriyor

Denizin kendisini her zaman etkilediğini belirten Mücahit Diyar Arız, özellikle deniz ekosisteminin ve denizde yaşayan canlıların çalışmalarında önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
Çocukluğundan beri balıkçılığın içinde bulunmasının denize bakışını farklılaştırdığını anlatan Arız, aile mesleğini sanat hayatıyla bir araya getirmeye başladığında çalışmalarının da farklı bir anlam kazandığını söyledi.
Arız, denizle olan ilişkisinin yalnızca bir tema tercihinden ibaret olmadığını belirterek, “Deniz her zaman beni etkiliyordu. Deniz ekosistemi, canlıları her zaman etkiliyordu ama bu mesleği de içine katarak daha bir farklı anlamlandırdığıma inanmaya başladım” dedi.
Bu süreçte çalışmalarının şekillendiğini ve kendisine özgü bir ruh kazandığını ifade eden Arız, balıkçılıktan edindiği deneyimlerin sanatsal çalışmalarına yansıdığını dile getirdi.
Hurda metaller sanat eserine dönüşüyor

Klasik heykel çalışmalarının yanı sıra hurda metallerle de eserler ortaya çıkaran Arız, metal malzemeyi tercih etmesinin nedenlerini anlattı. Üniversitede ahşap, taş ve metal gibi farklı ana malzemelerle karşılaştıklarını belirten Arız, metalin kendisini farklı malzemeleri bir araya getirebilme özelliğiyle etkilediğini söyledi.
Arız, metal çalışmayı sevmesinin nedenini farklı malzemeleri bir araya getirebilmesine bağlayarak, hazır nesnelerin ya da farklı yerlerde bulunan çeşitli parçaların bir araya getirilerek yeni bir çalışmaya dönüştürülebileceğini ifade etti.
Heykel sanatında ahşap ve taş gibi malzemelerde yontma, elle şekillendirme ve modelaj gibi yöntemlerin bulunduğunu, döküm çalışmalarının da yapılabildiğini belirten Arız, kendisini metalde etkileyen noktanın ise farklı nesneleri bir araya getirebilmek olduğunu söyledi.
Özellikle metal plakaları şekillendirmeyi sevdiğini belirten Arız, çalışmalarında hurda malzemelerden ve hazır nesnelerden de yararlandığını dile getirdi.
Arız, hurda malzemelerle karşılaşmasının çalışmalarına yeni fikirler kazandırdığını belirterek, “Bir yerde o malzemeyi gördüğümde, ‘Evet ya, bunu aslında kullanabilirim’ yahut bunu düşünmesem bile aldığımda bu işimde değil, belki başka işimde illa böyle yerine cuk diye oturacak nesneler oluyor” ifadelerini kullandı.
Bu özelliğin kendisini metal çalışmalara yönelten önemli unsurlardan biri olduğunu söyleyen Arız, farklı nesnelerin bir araya gelerek yeni bir bütün oluşturabilmesini metal heykel çalışmalarında sevdiğini ifade etti.
İlk balık heykeli sanat yolculuğunda dönüm noktası oldu

Bugüne kadar yaptığı çalışmalar arasında kendisi için en özel olan eserin ilk balık heykeli olduğunu belirten Mücahit Diyar Arız, bu eserin sanat hayatında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Arız, üniversitede eğitim gördüğü dönemde bir ders kapsamında bölüm tarafından hurdalığa götürüldüklerini anlattı. O dönemde metal çalışıp çalışmayacağına ya da hangi malzemenin kendisini ifade edeceğine henüz karar vermediğini belirten Arız, çevresindeki insanların ise kendisine sürekli balık çalışmasını önerdiğini söyledi.
Çocukluğundan beri balıkçılığın içerisinde olmasına rağmen balık figürüne farklı bir bakış açısıyla yaklaşmadığını ifade eden Arız, çevresindeki arkadaşlarının “Abi neden balık çalışmıyorsun?” şeklinde kendisine sorular yönelttiğini anlattı.
Başlangıçta balık çalışmaya çok istekli olmadığını belirten Arız, hurdalıkta malzeme aradıkları sırada üniversitedeki hocalarından Selçuk Yılmaz’ın yönlendirmesinin bu çalışmanın ortaya çıkmasında etkili olduğunu söyledi.
Arız, o anları şöyle anlattı: “Hocam dedi ki ‘Mücahit bak bunlardan aslında bir balık çıkabilir. Bir desenize’ diye başladı. O söyleyince biraz daha böyle şevklendim açıkçası.”
Bunun ardından çeşitli malzemeleri bir araya getirdiğini ve balık heykelini tamamladığını belirten Arız, ortaya çıkan eseri çalışırken mutlu olduğunu fark ettiğini söyledi.
İlk balık heykelinin kendisi açısından diğer çalışmalarından farklı bir anlam taşıdığını belirten Arız, daha önce bazı tasarımları hayata geçirirken yalnızca yapmak için çalıştığını, ancak bu eserde farklı bir duygu yaşadığını ifade etti.
Arız, ilk balık heykeliyle ilgili, “Sonra o balık bittikten sonra dedim ki ‘A ya ne kadar güzel oldu, ben çalışırken de aslında mutlu çalıştığımı fark ettim’” dedi.
Sanat yolculuğunda bugünkü noktaya gelmesinde ilk balık heykelinin önemli bir etkisi olduğunu belirten Arız, söz konusu eserin hâlâ evinde bulunduğunu söyledi. Arız, ilk çalışmasını “ilk göz ağrım” olarak nitelendirdi.
“Varılacak bir yerin olmadığına inanıyorum”

Sanat yolculuğunda geldiği noktayı da değerlendiren Mücahit Diyar Arız, kendisini sürekli geliştirmeye çalıştığını söyledi. Henüz genç olduğunu ve sanat hayatında ulaşılması gereken belirli bir noktaya vardığını düşünmediğini ifade eden Arız, sanatın sürekli devam eden bir yolculuk olduğuna inandığını dile getirdi.
Her gün bir önceki günden daha fazla şey katmaya çalıştığını belirten Arız, “Dünden daha fazla bir şey katmaya çalışıyorum kendime. Yani ben daha hani yaşım da genç ve hâlâ bir yere vardığımı düşünmüyorum. Çünkü hani varılacak bir yerin olmadığına inanıyorum. Yolun daha güzel olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Üniversite eğitimini yeni tamamladığını ve öğrenci kimliğinden mesleğini yaptığı yeni bir döneme geçtiğini anlatan Arız, bundan sonraki süreçte sanat hayatının nasıl şekilleneceğini ise zamanın göstereceğini söyledi.
Arız, mesleği ve sanat hayatı açısından belirli bir son noktası olmadığını düşündüğünü belirterek, “Bana kalırsa aslında benim için bu mesleğin, bu işin, bu sanat hayatının sonu yok” dedi.
Gelecekte bu işi ne kadar süreyle sürdüreceğini kendisinin de bilmediğini ifade eden Arız, “Gittiği yere kadar, ben de bilmiyorum; belki 5 sene sonra bırakacağım yahut işte 50 sene de geçse bırakmayacağım” sözleriyle sanat yolculuğunun açık uçlu olduğunu dile getirdi.
Arız, bundan sonraki süreçteki temel hedefinin ise kendi gelişimini sürdürmek olduğunu belirterek, “Tek amacım aslında dünden, kendi halimin dünden daha iyi olmak” ifadelerini kullandı.
