Merhaba sevgili okur,
Bazı toplumlar uzaya araç gönderir, bazıları yapay zekâ geliştirir… Biz ise hâlâ tekerlekli sandalye rampasının önüne araba çekip sonra da kendimizi “duyarlı millet” ilan ederiz. Gerçekten büyük başarı. Engellilik Haftası yine geldi. Yani toplum olarak bir hafta boyunca vicdanımızı story atıp geri kalan 51 hafta unuttuğumuz o meşhur sezon…
Şimdi belediyeler paylaşım yapacak: “Engelsiz şehirler için çalışıyoruz.” Vatandaş altına alkış emojisi koyacak. Sonra aynı vatandaş gidip engelli rampasının önüne arabayı bırakacak.
Arabayı bırakan kişi sosyal medyada üç cümle paylaşacak: “Engeller sevgiyle aşılır.” “Bir gün herkes engelli adayıdır.” “Farkındayız.”
Tabii farkındalık tam olarak şu kadar sürüyor: paylaş tuşuna basana kadar.
Sonra bizim memleket yeniden fabrika ayarlarına dönüyor.
Bizde empati çok teorik bir kavram. Herkes çok duygusal konuşuyor ama iş pratiğe gelince memleket tam bir absürt komediye dönüyor. Mesela görme engelli vatandaş için yapılan sarı yürüyüş yolları var ya… Şehir planlamacıları onları muhtemelen “sürprizli macera oyunu” diye tasarladı. Yol bir anda elektrik direğine çıkıyor. Sonra reklam panosuna çarpıyor. Ardından bir kafenin masalarının arasında kayboluyor. Adam yön bulmaya çalışmıyor, resmen açık dünya oyunu oynuyor.
Kaldırımlar zaten başka bir alem. Bir taraf kasap dubası, bir taraf market kasası, öbür tarafta motosiklet. Yürümeye çalışan vatandaş değil, sanki Tetris oynuyor. Hele yağmur yağınca tam festival. Çukurlar küçük Marmara Denizi oluyor.
Tekerlekli sandalye kullanan vatandaşın yaşadığı şey daha da acı bir şaka. Adam kaldırım rampasına ulaşınca seviniyor, çünkü bu ülkede erişilebilirlik artık başarı hissi yaratıyor. Ama tam orada bir bakıyor: Beyaz bir SUV. Camda not: “5 dakika.”
Bu memlekette her suçun milli bahanesi zaten bu: “İki dakikalığına bıraktım.”
Tabii canım. Zaten medeniyetler de iki dakikalığına çöktü.
Asıl mesele şu: Bu toplum engelli bireyin yaşamasına tamam da, “hayat kurmasına” hâlâ tam ikna olmuş değil. Hele aşk? Aman Allah korusun. Tekerlekli sandalyedeki birini sevgilisiyle görünce milletin bakışı hemen değişiyor. Sanki adam sevgili yapmamış da nükleer sır çalmış gibi bakıyorlar.
Çünkü bilinçaltında şöyle bir düşünce var: “Engelli birey nasıl âşık olur ya?” Nasıl olacak kardeşim? Sen nasıl oluyorsan öyle. Kalp hâlâ aynı organ. Henüz sağlam insanlara özel premium üyelik sistemi gelmedi.
Biz engelli bireyi insan olarak değil, sürekli “ibretlik motivasyon videosu” gibi görmeye alışmışız. Markete tek başına gitse alkışlayacağız neredeyse. — “Vay be, yaşama tutunuyor.” Yok kardeşim, yaşama tutunmuyor; ekmek almaya gidiyor.
Bir de acayip bir merhamet dili var toplumda. Sürekli bir “Allah yardımcısı olsun…” Belki Allah diyor ki: “Ben yardım edeceğim de önce siz şu kaldırımdan masa sandalyeyi çekin.”
Çünkü mesele kader değil artık. Düpedüz organize umursamazlık.
Belediye erişilebilir şehir reklamı yapıyor ama kaldırımlar Formula 1 pisti gibi. Toplu taşıma desen ayrı komedi. Asansör çalışmıyor, rampayı açacak görevli ortada yok. Ama broşürlerde herkes mutlu. Broşürlerde ülke zaten Norveç.
Sonra dönüp “Engelleri birlikte aşalım” diyoruz. Kusura bakmayın da bu ülkede engelleri engelli bireyler değil, önce vatandaşın cehaleti aşmak zorunda kalıyor.