Dünya Kupası Devam Ederken...
Ne umutlarla gitmiştik Dünya Kupası'na...
"İlk 16 garanti. Belki çeyrek final oynarız. Yarı final neden olmasın? 2002'de olmadı mı?" diyorduk.
Üstelik çok kolay bir gruba düştüğümüzü düşünüyor, şansın bizden yana olduğuna inanıyorduk. Hatta grubu lider tamamlayacağımızdan emindim. Avustralya maçından sonra "Yol kazası... Biz bu gruptan yine çıkarız." diye paylaşım bile yaptım.
Fakat Paraguay karşısında, rakip on kişi kalmasına rağmen alınan mağlubiyet bütün hesapları altüst etti. O andan sonra, "Hiç galibiyet alamadan, hatta gol bile atamadan döneceğiz." diye düşünmeye başladım.
ABD'nin bizi farklı yeneceğine o kadar inanıyordum ki maçı izlemeyi bile düşünmedim. "Sabahın altısında kalkıp maç mı izlenir?" dedim kendi kendime. Kalksak ne olacaktı sanki?
Sabah uyandığımda sonucu görünce şaşırmadım desem yalan olur. İlk düşündüğüm, "Yazık oldu takıma." oldu. Ardından aklıma Trump'ın " Erdoğan’a sürprizim olacak." sözü geldi. "Yoksa bahsettiği sürpriz bu muydu?" dedim. Sonra özet görüntüleri izleyince sürprizin bu olmadığını anladım.
İşte futbolun güzelliği de burada...
Adını, sanını ilk kez duyduğumuz ülkeler son 32 takım arasına kalabiliyor. Beklenmedik kaleciler yıldızlaşıyor. Muslera'nın yıkılışını izliyoruz. Messi'nin penaltı kaçırdığına tanık oluyoruz.
Turnuva boyunca futbol kadar futbol dışı olaylar da konuşuldu. Ferdi'nin otelde kurabiye istemesi haber oldu. Haberin başlığını görünce ben de önce çok farklı bir istek sandım. Kaderci bir toplum olmamıza rağmen Montella'nın gol atamayışımızı kadere bağlamasını yadırgadık. Hacıosmanoğlu eleştirilere tahammül edemeyince işi Adalet Bakanı'nı göreve çağırmaya kadar götürdü. Ceza istedi. Vurun abalıya devlet eliyle dedi.
Arda Güler ise, "Oynayamadık, yenildik. Mazeretim yok. Kim ne derse haklı." diyerek bir kez daha gönülleri kazandı.
Orkun Kökçü'nün babasının yaptığı açıklamalar da uzun süre gündemde kaldı. Öyle ki bundan sonra futbolcu ailelerinin büyük turnuvalara götürülmemesi gerektiğini söyleyenler bile çıktı.
Bir ara merak ettim; hani o dillere destan villalar ne oldu? Zaferden zafere koşan Kadın Voleybol Millî Takımı ne yaptı? Hâlâ tarifeli uçaklarla mı seyahat ediyor? Bir anda bütün bu haberler futbol gündeminin içinde kaybolup gitti.
Televizyon programlarında ise klasik senaryolar başladı:
"Geçseydik...""Yenseydik...""Mısır’ ı elerdik..."
Çektik, cektuk, konuştuk...
Umarım üçüncü kez (benim bildiğim) Dünya Kupası katılımımızı görebilmek için 24 yıl daha beklemeyiz. Dünya gözüyle ben de bir kez daha millî takımımızı bu organizasyonda izlemek isterim.
Bu turnuva bana bir gerçeği daha hatırlattı: Ne kadar çabuk suçlayan, ne kadar kolay saldırganlaşan, eleştiri kabul etmekte zorlanan bir toplum hâline geldiğimizi bir kez daha yaşayarak gördük.
ABD galibiyeti en azından moral oldu. En kötü takım olmaktan kurtulduk. Futbolcular da bir nebze olsun kaybettikleri prestiji geri kazandılar.
Sonuçta, 2026 Dünya Kupası bizim için, turnuva daha bitmeden, kupa sahibini bulmadan sona erdi.
Kupayı kim kazanır?
Açıkçası "Kesin şu takım alır." diyebileceğim bir ekip yok. Futbol bu... Belki de kupayı Yeşil Burun Adaları alır, belki de Fildişi Sahili...
Kim bilir?