CV Mİ, CİLVE Mİ?

Abone Ol

Bazı şehirlerin gündemi trafik olur…
Bazılarının ekonomi…
Bizim memleketteyse kahve masaları bile Netflix senaryosu gibi.

Bazen şehirdeki magazin sayfalarını karıştırıyorum.
Hep mi çiçek böcek olur arkadaş?

“Mutluluğa evet dediler…”
“Birbirlerine aşk dolu bakış attılar…”
“Sevgi kazandı…”

E tabii…
İkili ilişkiler zedelenmesin diye herkes pamuk şekeri gibi yazıyor.

Ama magazin dediğin şey sürekli insanların boynuna papatya dolamak değil ki.

Kusura bakmayın…
Ben gördüğümü yazıyorum.

Yağlayıp ballayarak magazin yapmayı sevmiyorum.
Bence asıl magazin; konuşulmayanı konuşabilmekte.

Geçen gün iş dünyasının sevilen, sayılan isimlerinden biriyle kahve içiyoruz.
Dedi ki;

“Emine seni yıllardır tanıyorum. Bu işin mutfağından gelen birisin. Asparagas olmadığını biliyorum ama bazen yazdıklarını okuyunca ‘Hadi canım, bu kadar da olmaz’ diyorum.”

Güldüm.

“İnsanlar sana özellikle yaz diye bilgi mi veriyor?” diye sordu.

Aslında tam tersi…

Çoğu kişi özellikle;
“Aman ne olur yazma…” diye altını çiziyor.

Ee benim tarzım zaten hedef göstermek değil.
İfşa kültürünü de sevmiyorum.

Ben sadece…
Aynı şehirde yaşayıp hiçbir şey olmuyormuş gibi davrananların arasındaki sessizliği yazıyorum.

Anlayan zaten anlıyor.

Her neyse…

Bu hafta oldukça yoğundum.
Oturup uzun uzun yazmaya bile fırsat bulamadım açıkçası.
Ama içime takılan bir mesele vardı.

Bazı sektörlerde öyle garip ilişkiler dönüyor ki…
İnsan bazen CV hazırlamaya mı uğraşsak, yoksa entrika eğitimi mi alsak karar veremiyor.

Patron–çalışan ilişkileri mesela…

Bir yerde duyuyorsun;
“Kaç yıllık elemanım” dediği kişiye ev açılmış.
Kirası, faturası, düzeni kurulmuş.

Şirket içinde herkes bazı şeylerin farkında ama kimse yüksek sesle konuşamıyor tabii.
Çünkü bazı ofislerde kahve makinesinden çok fısıltı çalışıyor.

Bir başka hikâyede ise…
‘Gel seni bırakayım’ diye başlayan bir yolculukta, genç bir kadının istemediği fiziksel yakınlığa maruz kaldığını anlattığı konuşuluyor.

İşin en garip tarafıysa…
Bazı insanların bunu bile kariyer basamağına dönüşen garip bir düzene çevirmesi.

İnsan gerçekten hayret ediyor.

Çünkü bir yerde emek konuşmalı…
Ama bazen bakıyorsunuz, bazı kapılar CV’yle değil başka şeylerle açılıyor.

Ben kimsenin özel hayatının bekçisi değilim.
Kim kiminle birlikte olmuş, kim kimi sevmiş gerçekten ilgilenmiyorum.

Ama iş; güç dengesinin suistimal edildiği, insanların emeğinin gölgede kaldığı yerlere gelince…
İşte orada insanın canı sıkılıyor.

Çünkü yıllarca dirsek çürüten insanlar var.
Gece gündüz çalışan, gerçekten emek veren insanlar…

Bir de hayatı “göz süzme departmanı” üzerinden ilerleyenler.

Sonra bakıyorsun…
Biri toplantı notu hazırlarken diğeri sadece bakışlarını ayarlayarak kariyer planlaması yapıyor.

Allah herkese nasip etmesin gerçekten.
Bazılarının terfi dosyası Word belgesi değil, romantik komedi senaryosu gibi.

Şunu da fark ediyorum…
Bazı insanların damarına basınca garip bir telaş başlıyor.

Önce fısıltılar…
Sonra çamur atmalar…
Sonra “aman onu ciddiye almayın” toplantıları…

İnsan bazen gülüyor gerçekten.

Çünkü birilerinin huzursuz olması için isim vermem bile gerekmiyor.
Demek ki bazı cümleler doğru yere dokunuyor.

Ama inanın…
Kimin benim hakkımda ne dediği zerre umurumda değil.

Ben kimseyi hedef göstermiyorum.
Sadece gördüğüm düzenlere şaşırmayı bırakamıyorum.

Zaten bu şehirde hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmıyor.

Çünkü duvarların kulağı varsa…
Eskişehir’in de hafızası oldukça güçlü.

Bugün üstü örtülen birçok hikâye, yarın bir yerlerden mutlaka sızıyor.

Sevgilerimle.