Çocuklara Her Şeyi Öğretiyoruz, Peki Hayal Kırıklığını da Öğretiyor Muyuz?

Abone Ol

Bir çocuğun dizi kanadığında ne yapacağımızı biliyoruz. Yarayı temizliyor, bir yara bandı yapıştırıyor ve “Geçecek.” diyoruz.

Peki ya kalbi incindiğinde?

Bir sınavı kazanamadığında, en yakın arkadaşı tarafından dışlandığında ya da çok istediği bir şeyi elde edemediğinde… O zaman ne yapıyoruz?

Çoğu zaman acısını hemen dindirmeye çalışıyoruz. Çünkü üzülmesini istemiyoruz. Oysa farkında olmadan onu hayattan değil, yalnızca hayal kırıklığından korumaya çalışıyoruz. Ne var ki hayatın kendisi, biraz da hayal kırıklıklarından oluşuyor.

Bugün çocuklarımız için büyük emek veriyoruz. En iyi okulları araştırıyor, kurslara gönderiyor, yabancı dil öğrensin, spor yapsın, sanatla ilgilensin istiyoruz. Onların güçlü bir geleceğe sahip olması için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak bazen gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var: Hayatın en önemli dersleri, hiçbir müfredatta yazmıyor.

Belki de en büyük yanılgımız burada başlıyor. Çocuklarımızı hayata hazırlamak yerine, hayatı onların hiç üzülmeyeceği bir yere dönüştürmeye çalışıyoruz. Oysa hayatın böyle bir sözü hiç olmadı.

İlk başarısızlığında dünyası yıkılan, ilk eleştiride içine kapanan, ilk reddedilişte kendisini değersiz hisseden çocukların sayısı giderek artıyor. Bunun nedeni onların daha güçsüz olması değil. Belki de biz, onların karşılaşması gereken küçük hayal kırıklıklarını ortadan kaldırırken, büyük hayal kırıklıklarıyla baş etme becerilerini de geliştiremedik.

Artık çocuklarımız dizleri kanadığı için değil, beklentileri karşılanmadığı için ağlıyor. Biz ise her gözyaşını silmeye çalışırken, fark etmeden onların hayat karşısındaki dayanıklılığını da siliyoruz.

Oysa psikolojik dayanıklılık; hiç üzülmemek değil, üzüldükten sonra yeniden ayağa kalkabilmektir. Bir çocuk, her düştüğünde onu kaldıran ama onun yerine yürümeyen bir yetişkin gördüğünde güçlenir. Çünkü cesaret, düşmemek değil; düştükten sonra yeniden yürümeyi öğrenmektir.

Belki de çocuklarımızın ihtiyacı kusursuz bir çocukluk değildir. Üzülmesine izin verilen, kaybettiğinde sevgiden mahrum bırakılmayan, hata yaptığında etiketlenmeyen ve yeniden denemesi için cesaretlendirilen bir çocukluk…Çünkü hayat; işe kabul edilmemeyi, bir dost tarafından hayal kırıklığına uğramayı, emek verdiğin bir işte başarısız olmayı ya da bazen elinden geleni yaptığın hâlde istediğin sonuca ulaşamamayı da içinde taşır. Çocuklarımızı bu gerçeklerden sonsuza kadar koruyamayız. Ama onlara bu gerçeklerle baş edebilecek bir yürek kazandırabiliriz.

Belki de iyi ebeveynlik, çocukların önündeki bütün engelleri kaldırmak değildir. Asıl mesele, o engellerle karşılaştıklarında vazgeçmeden yürüyebileceklerine inanmalarını sağlamaktır. Çünkü bir çocuğun geleceğini belirleyen yalnızca kaç kez kazandığı değildir.

Kaç kez düştükten sonra yeniden ayağa kalkabildiğidir. Ve belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras; kusursuz bir hayat değil, kırıldığında da umudunu kaybetmeyecek kadar güçlü bir yürektir.