CİMRİ ERKEĞİ ANNESİ SEVSİN

Abone Ol

Şu sıralar bir şey fazlasıyla dikkatimi çekiyor…

Ve itiraf ediyorum, tahammül seviyemi zorluyor.

Ben cimrilik yapan erkekleri sevmiyorum.

Yanlış anlaşılmasın, kimsenin cebine göz diktiğimiz falan yok. Ama sürekli hesap yapan, her şeyin matematiğini kuran, verdiğini geri alma derdine düşen o erkek profili yok mu?

İnanılmaz iğreti duruyor.

Çevremde var böyleleri.

Kahve ısmarlıyor mesela…

Ha ısmarla da dememişiz orası ayrı mesele.. Ama kafasında kahve ısmarlayıp bana yemek ısmarlatma planı yapanlar.. Ama öyle bir ısmarlıyor ki, sanki hayatının yatırımını yapmış.

Bir kahve… Ama onun gözünde borsa.

Kar-zarar analizi, geri dönüş beklentisi, içsel bir “ben bunu yazdım kenara” hali…

Çok ilginçsiniz gerçekten.

Yahu bir insan neden sürekli hesap yapar?

Bu kadar mı zor bir şeyi doğal bırakmak?

Vallahi ben bilmem öyle şeyleri.

Benim dünyamda cimri erkek… Çok net söylüyorum boş erkektir.

Şimdi buradan birileri çıkıp “paragöz” diyecek, eminim.

Çünkü bu ülkede bir kadın standart koyduğu an ya çok şey istiyordur ya da yanlış anlaşılıyordur.

Ama mesele para değil.

Mesele duruş.

Kimse kimsenin cebine göz dikmek zorunda değil,

ama insanın karşısındaki insanda bir hayat kurma niyeti, bir üretme isteği, bir omuz verme hali görmek istemesi de suç değil.

Cimrilik sadece parayla ilgili değildir.

Cimri insan; duyguda da cimridir, ilgide de, emekte de…

O yüzden uzak durmanız şart!

Bir insan bir şeyi ısmarladığında bunu bir yatırım gibi görüyorsa, o masada oturmanın zaten hiçbir anlamı yok.

Bir kere yapar, sonra onu çıkarana kadar karşısındakine akla karayı seçtirir…

Pes yani.

Kardeşim cimriysen otur evinde.

Gerçekten.

Şimdi size bir örnek vereceğim…

Tanıdığım ara sıra görüştüğüm bir erkek arkadaşım, bir kız arkadaşımı beğenmiş. Yemeğe çıkarmak istiyor.

Ama tek başına değil… Benim de orada olmamı istiyor.

Sebep? Güya ortam yumuşasın, kız daha rahat hissetsin.

Kızı arıyor, “itiraz istemiyorum, buluşacağız” diye de net bir şekilde ikna ediyor.

Telefon kapanıyor…

Ve hemen ardından beni arıyor.

“Ee hesabı ne yapacağız?”

Bakın, şaka değil.

Bunu soran adamın işi gücü yerinde.

Yani mesele imkân değil… Mesele zihniyet.

O an şunu düşündüm…

Bu arada onların buluşmasında benim bir çıkarım yok. Beni de sürüklüyorlar.

Bu şimdi kızı tavlayacak diye masanın hesabını bana mı bırakmayı planlıyor?

Ne cimriliğinden vazgeçiyor,

ne çapkınlığından,

ne de o şov merakından…

Hepsi bir arada.

İnsan bazen bir hareketle düşer ya gözünüzden…

Ama bu öyle bir düşüş ki, keşke bir uçurumdan düşseydi de gözümden düşmeseydi dedirtiyor.

Gerçekten… Tiksinç.

Ha bu arada…

Dostsak zaten paran olmaz sıkışıksındır, söylersin. Birbirini idare edersin.

Bunlar dostluğun altın kurallarıdır.

Ama bu anlattığım şey…

Kusura bakmayın ama cimrilikten başka hiçbir şey değil.

Zaten bugünlerde başka bir kavramla daha boğuşuyoruz. Biliyorsunuz sosyal medyada ti ye bile alınıyor..

“Prenses erkekler”

Yaza yaza bıktım yemin ederim..

Ben zaten yeterince eril bir kadınım. O kadar erilleştim ki bu basit insanlar yüzünden, dişil olduğumu unutuyorum bazen.

Hesabı ödüyorum, evden alıp eve teslim. Ağlıyorsa mendil uzatıyorum falan..

Valla artık bu noktadayız.

“Ağlama gülüm düzelir her şey” deyip tesbih salladığımı hayal edin. Cuk diye oturuyor erkeksilik artık.

Hayatta kimseden eksik kalmamışım.

Biri bir adım attığında karşılığını fazlasıyla vermeyi bilirim.

Nezaketen yemek mi ısmarladı? Bir sonrakine mutlaka ben çıkarırım.

Bu benim zarafetim.

Ama bunu dile getiren, hesap yapan, alttan alta borç defteri tutan erkekler…

İşte orada bir şey kopuyor bende.

Öyle bir noktaya geliyor ki…

İnsan temas etmek istemiyor.

Gerçekten!

Yani böyle eldivenle bile sevmek istemiyorum cimriyi.

Bir de o meşhur cümle var ya…

“Soğan ekmek yiyelim ama huzurumuz olsun.”

Yahu ben niye soğan yiyeyim?

Koluma taktığım adam cimri çıktıysa, o evde huzur zaten olmaz.

Yok öyle romantize etmek bu olayı. Etmeyin çok sinirleniyorum.

Eskidenmiş öyle şeyler. Herkesin gözü başka yerlerde şimdi.

Ben kimseyi sırtımda taşıyamam.

Yanımda duran adam beni taşıyabilmeli; yük olmayı değil, yük almayı bilmeli.

Kafasını çalıştırmayan, ahmaklık yapan ve bir de üstüne cimriliği olan adama… Kusura bakmasın kimse ama gitsin, onu sadece annesi sevsin rica ediyorum.

Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim…

Bu denklemin bir de diğer tarafı var.

Bazı kadınlar da var ki, adamı resmen sömürüyor. Yani dişil enerjisinin her bir damlasını ustalıkla kullanan kadınlara da saygıyla eğiliyorum. Her şeyi yaptırma kapasitelerine şaşkınım.. Rahatsızda olmuyorlar hiç şunu al bunu al derken..

Sürekli alan, hiç vermeyen, karşılık nedir bilmeyen…

Belki de bu yüzden bazı erkekler kendilerine bir savunma mekanizması geliştirdi, bilemem.

Ama istisnalar bir yana, bazıları var ki en ufak şeyi bile hesaplamaya başladığı an benim sinirlerim yıpranıyor.

Hayat müşterek.

Bugün sen verirsin, yarın ben.

Bunun adı zaten dengedir.

Ama burada ince bir çizgi var.

Eşitlik başka bir şey, cimrilik bambaşka.

Ben tembel adamdan, üretmeyen adamdan, kafası çalışmayan ama şov yapmayı bilen adamdan bahsediyorum.

Çünkü mesele cebindeki para değil…

Paylaşma ve sorumluluk alma hali.

Çalışan, çabalayan, hayatı omuzlayan bir adamla,

Sürekli hesap yapan, verdiğini yazan, almadan rahat edemeyen bir erkek aynı değil.

Aradaki fark… Karakter.

Ve ben o farkı gördüğüm an,

Geri dönüşü olmayan bir yerden uzaklaşıyorum.

Bakın erkek demiyorum…

Adam diyorum.

Bir adam, bir kadına nasıl davranması gerektiğini bilir.

Nasıl paylaşacağını da bilir.

Bilmiyorsa…

Benden uzak, Allah’a yakın.