Aynı Evde Yaşıyoruz Ama Aynı Hayatı Yaşamıyoruz

Abone Ol

Modern çağın en büyük yalnızlıklarından biri bazen kalabalık bir evin içinde yaşanıyor. Aynı çatı altında yaşayan insanlar, çoğu zaman aynı hayatı paylaşamıyor. Çünkü artık birçok evde mesafeler kilometrelerle değil, ekranlarla ölçülüyor.
Akşam oluyor, bir evin ışıkları yanıyor. Salon dolu aslında; anne koltukta, baba karşısında, çocuk biraz ileride. Herkes evde, herkes birbirine birkaç metre uzaklıkta. Ama kimse gerçekten orada değil. Anne telefonunda sosyal medyada gezinirken, baba günün haberlerine dalmış, çocuk ise tabletinin ekranında başka bir dünyaya çoktan gitmiş bile. Aynı evin içinde yaşıyoruz ama aynı zamanı paylaşmıyoruz.
Bir zamanlar akşam sofraları vardı. Günün nasıl geçtiğini anlatan çocuklar, onları dinleyen anne babalar… Okuldan getirilen küçük hikâyeler, bazen bir sevinç, bazen küçük bir kırgınlık o sofralarda konuşulurdu. Şimdi ise çoğu sofrada sessizlik var. Tabaklar var ama sohbet yok. Aynı masadayız ama herkes kendi ekranının içinde.
Oysa bir çocuk için en büyük ihtiyaç yeni bir oyuncak ya da daha yeni bir telefon değildir. Bir çocuğun en büyük ihtiyacı görülmek, dinlenmek ve gerçekten fark edilmektir. Bugün birçok anne baba çocuklarının neden huzursuz olduğunu, neden çabuk öfkelendiğini ya da neden içine kapandığını anlamaya çalışıyor. Belki de cevap çok uzaklarda değil. Belki de çocuklar sadece şu sorunun cevabını arıyor: “Beni gerçekten görüyor musunuz?”
Çünkü bazen bir çocuk yaramazlık yapmaz; sadece fark edilmek ister. Modern hayat bize hız kazandırdı ama bazen en değerli şeyi elimizden aldı: birbirimize ayırdığımız zamanı.
Bir gün çocuklarımız büyüyecek. Evler değişecek, hayatlar değişecek. Ama onların hafızasında kalacak tek şey şu olacak: Yanlarında mıydık, yoksa sadece aynı evin içinde miydik? Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru bu. Çünkü aynı evde yaşamak kolaydır; asıl mesele aynı hayatı paylaşabilmektir.