Akran Zorbalığı: Çocukların Sessizce Taşıdığı Yük

Bazı çocuklar korkularını anlatmaz. Çünkü korkudan daha ağır bir şey öğrenmişlerdir: Anlatmanın her zaman karşılık bulmadığını. Bu öğrenme, erken yaşta ve sessizce olur. Kimse fark etmeden, kimse yüksek sesle söylemeden.

Akran zorbalığı çoğu zaman görünmez bir yerde başlar. Bir bakışta, bir fısıltıda, bir dışlamada… Fiziksel bir iz bırakmadığı için de çoğu zaman hafife alınır. Oysa çocuk için mesele küçük bir olay değildir. Çocuk için mesele, kendini güvende hissedip hissetmediğidir.

Zorbalığa maruz kalan çocukların dili benzerdir. Zamanla sessizleşirler, geri çekilirler, anlatmak yerine içlerine kapanırlar. Kendilerini ifade etmekten vazgeçip, ortamla uyum sağlamak için kendilerinden vazgeçmeye başlarlar. En çok da şu soruyu sorarlar: “Bunu söylersem biri gerçekten durur mu?”

Bu soru cevapsız kaldığında çocuk şunu öğrenir: Bazı yaşananlar konuşulmaz. Bazı haksızlıklar görmezden gelinir. Bazı korkular tek başına taşınır. İşte bu nokta, zorbalığın kendisinden daha derin bir iz bırakır.

Akran zorbalığı yalnızca çocuklar arasındaki bir mesele değildir. Aynı zamanda yetişkinlerin verdiği bir ciddiyet sınavıdır. Ne kadar erken fark edildiği, ne kadar kararlılıkla ele alındığı ve çocuğun ne kadar yalnız bırakılmadığıyla ilgilidir. Çocuklar, yaşananın adını koymaktan çok, sonrasında ne olduğuna bakar.

Çocuklar için güven, büyük açıklamalarla değil; küçük ama net duruşlarla kurulur. “Buradayım”, “Seni duyuyorum”, “Bu senin taşıman gereken bir yük değil” denildiğinde çocuk rahatlar. Bunlar söylenmediğinde ise çocuk kendi çözümlerini üretir. Kimi susar, kimi görünmez olmaya çalışır, kimi de kendini değiştirmeyi seçer. Hiçbiri sağlıklı değildir.

Bu yazı bir suçlama değildir. Bir isim aramaz, bir hedef göstermez. Bu yazı, çocukların yaşadıklarının hafife alınmaması gerektiğini hatırlatır. Çünkü çocukların en temel ihtiyacı haklı çıkmak değil, yalnız bırakılmamaktır.

Bir toplum, çocukların korkularını küçümsemeye başladığında geleceğe dair en derin kırılmayı tam da burada yaşar. Çocuklar büyür; ama duyulmadıklarında, güvende büyümezler.