10 Yaşındaki Bir Çocuk Neden 17 Gibi Görünmek İstiyor?

Abone Ol

Eskiden çocuklar annelerinin topuklu ayakkabılarını gizlice giyer, birkaç dakika aynanın karşısında oyalanır, sonra yeniden oyunlarına dönerdi. Çünkü çocukluk dediğimiz şey; biraz oyun, biraz merak, biraz da dağınıklık demekti.

Bugün ise çocukluk hızla değişiyor. Özellikle 10-12 yaş arasındaki çocuklar artık hangi fondötenin daha iyi kapattığını, hangi filtreyle daha güzel göründüğünü, hangi kıyafetin daha “havalı” olduğunu konuşuyor. “Hazırlan benimle” videoları, çocuk influencer’lar, filtreli fotoğraflar ve yetişkin gibi giyinen küçük fenomenler çocuklara sürekli aynı mesajı veriyor: “Büyü. Güzel görün. Dikkat çek.”

Sorun şu ki, çocuklar artık çocuk olmak istemiyor değil; çocuk gibi görünmenin yeterince değerli olmadığını düşünüyor. Sosyal medya çocuklara çok erken yaşta bir vitrin kuruyor. O vitrinde oyun oynayan, üstü kirlenen, saçını savurarak koşan çocuklar değil; poz veren, makyaj yapan, yetişkin gibi davranan çocuklar daha fazla ilgi görüyor.

Çocuk da şunu öğreniyor: “Ne kadar büyük görünürsem, o kadar çok fark edilirim.”

Eskiden çocuklar annelerinin rujunu gizlice sürerdi. Şimdi anneler çocuklarının ruj markasını soruyor. Bir çocuğun oyuncak çantasında olması gereken şeyler artık makyaj çantasına taşınıyor. Artık çocuklara özel cilt bakım ürünleri satılıyor, çocuk fenomenler milyonlarca kişiye “güzellik rutini” anlatıyor, mini yetişkin modası çocuk mağazalarının vitrinlerini dolduruyor. Çocukluk giderek daha az oyunla, daha çok görünüşle tarif ediliyor.

Bu baskı yalnızca kız çocuklarında görülmüyor. Erkek çocuklar da artık daha sert, daha büyük, daha havalı görünmeye çalışıyor; çocuk yaşta marka, beden ve imaj baskısıyla tanışıyor. Daha kaslı görünmek, daha pahalı ayakkabı giymek, daha “cool” olmak da çocukların üzerinde başka bir görünüş baskısı yaratıyor.

Bu durum yalnızca dış görünüşle ilgili değil. Bu, çocukların kendilerini nasıl gördüğüyle ilgili. Beden algısı üzerine yapılan araştırmalar, sosyal medyaya yoğun maruz kalan çocuk ve ergenlerin kendi bedenlerinden daha az memnun olduğunu gösteriyor. Özellikle filtrelenmiş ve kusursuzlaştırılmış görüntüler gören çocuklar; kendi yüzlerini, kilolarını, saçlarını ve ciltlerini yetersiz bulmaya başlıyor.

Bir süre sonra beğeni sayısı, yorumlar ve görünüş üzerinden gelen onay, çocukların özdeğerinin merkezine yerleşiyor. Bugün birçok çocuk artık “Nasıl hissediyorum?” sorusundan çok, “Nasıl görünüyorum?” sorusuyla büyüyor.

Bir çocuğun sürekli aynaya bakması, fotoğrafını filtresiz paylaşmak istememesi, küçücük bir sivilceyi büyük bir sorun gibi görmesi aslında erken yaşta başlayan görünüş baskısının işaretidir. Çünkü çocukluk; kusursuz görünmeye çalışılan bir dönem değildir. Çocukluk; hata yapma, kirlenme, oyun oynama ve kendini olduğu gibi kabul etme dönemidir.

Makyaj kullanım yaşının 7-8’e kadar düşmesi de bu değişimin en görünür taraflarından biri. Ancak bu baskının en yoğun hissedildiği dönem, özellikle 10-12 yaş aralığıdır. Çünkü bu yaşlarda çocuklar artık sosyal medyayı daha aktif kullanıyor, akran baskısını daha yoğun hissediyor ve dış görünüş üzerinden kabul görmeye çalışıyor.

Çocukların çocuk gibi görünmekten utandığı bir çağdayız. Çünkü artık çocukluk alkışlanmıyor; yetişkin gibi görünmek alkışlanıyor.Asıl tehlike ise burada başlıyor: Çocuklar yaşlarından büyük görünmeye çalışırken, yaşlarının ihtiyaçlarını yaşamayı unutuyor. Daha çok oyun oynaması gereken bir çocuk görünüşünü düşünüyor. Daha çok hayal kurması gereken bir çocuk fotoğrafına filtre seçiyor. Daha çok koşması, düşmesi, sıkılması gereken bir çocuk “Yeterince güzel miyim?” diye kaygılanıyor.

Bir toplum çocuklarını ne kadar erken büyütürse, gelecekte o kadar yorgun yetişkinler üretir.

Biz yetişkinler de bazen bu süreci fark etmeden destekliyoruz. Yaşından büyük giyinen çocuklara “çok havalı”, ağır makyaj yapan çocuklara “çok bakımlı”, yetişkin gibi davranan çocuklara “çok olgun” diyoruz.Oysa çocukların olgun görünmeye değil, çocuk kalmaya ihtiyacı var.

Belki de artık çocuklara yeniden şunu söylemek gerekiyor: Büyümek için acele etmek zorunda değilsin. Filtreye, makyaja, kusursuz görünmeye ihtiyacın yok. Çünkü çocukluk zaten başlı başına yeterince güzel bir şeydir.